-Müziğin dönüşümü-

Coğrafyamızda her dokunaklı yaşam öyküsü, zamanla bir türküye evrilir. İnsanımızı derinden etkileyen, yaşanmış gerçeklerden beslenen türküler, yüreğimize dokunan en samimi eserlerdir.

Halkları tanımak, dertlerine ortak olmak ve sevdalarını okumak her zaman türkülerin kılavuzluğunda mümkün olmuştur.

Yıllarca dinlemeye devam ettiğimiz Marşlar ve Ezgiler de halen canlılığını korumakta ve düşünsel dünyamızda yerini muhafaza etmektedir.

Her biri ayrı bir anlam, ayrı bir yakarış, dert ve hasret barındıran bu eserler, milletimizin adeta sözlü özgeçmişidir. Çünkü her türküde yaşanmış bir gözyaşı, bir göç, bir kahramanlık, bir korku ya da derin bir sevda saklıdır.

Memleketimizin güzelliklerini anlatan, çiçekleri ve gülleri demet demet sevdaya dönüştüren bu ezgiler, daha bebekken annelerimizin ve ninelerimizin ninnileriyle ruhumuza işler.

Acısıyla tatlısıyla dilden dile dolaşan bu ezgiler, nesiller boyu bilginin de aktarılmasını sağlar.

Küskünlüğü, hasreti ve aşkı en zarif şekilde dilimize dolayan bu eserlerin tamamı yaşanmış, görülmüş ve yürekten hissedilmiştir.

İnanç, dil ve coğrafya farklılıkları bile türkülerin doğmasına engel olamamış, bilakis bu çeşitlilik türkü diliyle muazzam bir zenginliğe dönüşmüştür.

Kimi zaman bir isimle, kimi zaman bir şehirle…bazen de topraktaki bir tomurcuktan ilham alan türkülerimiz, yıllardır dilimize pelesenk olmuş varlığını, güzelliğini ve etkisini bugün de korumaktadır.

Bir halk ozanı sazının teline vurduğunda, sadece kendi bireysel acısını değil, ait olduğu toplumun kıtlığını, savaşını, sevdasını, düğününü ve yasını feryat eder.

Türkülerimiz, gücünü gösterişten değil, sadelikten, saflıktan, gönülden, felsefik, ahlaki ve samimiyetten alır.

Gelelim günümüzün popüler müzik anlayışına...

Bugün ne yazık ki soyut, kulakları tırmalayan, sert ve uyumsuzluklarla dolu, hızlı tüketilen bir popüler forma geçişin sancılarını yaşamaktayız.

Günümüz müzik türleri o kadar hızlı bir dönüşüm içindedir ki, değil on yıl önce yapılanlar, bir ay önce üretilen şarkılar bile zaman aşımına uğrayıp unutulmaktadır.

Müzik dünyasında çok büyük bir yozlaşma ve dejenerasyon yaşanmaktadır. Manadan, anlam çıkarmaktan, hayattan ders almaktan ve geçmişi öğrenmekten uzak, yoğun ses gürültüsü içinde sözlerin derinliğinin kaybolduğu bir dönemdeyiz.

Geçmişte bir türkü, yıllarca olgunlaşarak ve nesilden nesile dinlene dinlene demlenirdi.

Şarkılar artık yüreğe dokunmak için değil, sosyal medya videolarında birkaç saniyelik fon müziği olmak amacıyla, fabrikasyon bir düzenle üretilmektedir.

Günümüz müziğini yorumlayanların giyim tarzları ve sahne performansları, estetikten ziyade tamamen gençleri dönüştürmeye, onları tek tipleştirmeye yönelik birer gösteriye dönüşmüştür.

Edebin ve anlamın dışlandığı bir müzik anlayışına doğru toplumumuz sürüklenmektedir. Anlamsız, içi boş şarkılar üretilmekte ve bu durum halkın sanata olan yaklaşımını olumsuz etkilemektedir.

Herhangi bir felsefesi, kökü, kültürel estetiği ve yaşanmışlığı olmayan, tamamen maddi çıkar üzerine kurulan bu tarz müzikler toplumu dejenere etmekte, insana "türkü tadında" dinlenmeyi unutturmaktadır.

Batı kaynaklı rock, heavy metal gibi türlerin veya sadece elektronik cızırtılardan ibaret olan popüler tarzların günümüzdeki içi boşaltılmış örnekleri, sosyolojik ve sanatsal hiçbir derinlik barındırmamaktadır.

Hele ki hiçbirinde toplumsal bir sanat kaygısı güdülmemekte, halktan tamamen kopuk bir süreç işlemektedir.

Modern dünyanın yarattığı bu kaotik ortamda, müzik artık birleştirici bir unsur olmaktan çıkıp, bireyi yalnızlaştıran, yabancılaştıran ve halktan kopuk bir araca dönüşmüştür.

Genç beyinlere sunulan bu yeni müzik dili, asilik, isyankarlık ve melankoli üzerinden sahte bir özgürlük illüzyonu yaratmaktadır.

Toplum olarak müzikteki bu erozyona karşı koymanın yolu, gençlerimizi türkülerin o duru, ahlaki ve felsefi dünyasıyla yeniden tanıştırmaktan ve “popüler olanın geçici parıltısına karşı kalıcı olanın asaletini savunmaktan geçmektedir.”

Asiliğin, isyankarlığın, yozlaşmanın ve kaotik bir ruh halinin pompalandığı bu müzik anlayışı işlenmektedir.

Bizleri biz yapan değerleri korumak için, kulakları tırmalayan bu cızırtılı gürültüden sıyrılıp, ruhumuzu yeniden türkülerin, marşların, ilahilerin ve ezgilerin o bilge ve dingin “Tını”lar limanında dinlenelim.