Evlilik kuramının, sabır ve sadakat imtihanıyla nasıl birer şahesere dönüşebileceğinin en güzel örneği Hz. Eyyûb (a.s.) ve sâliha eşinin kıssasında saklıdır.

Hz. Eyyûb, ansızın gelen ağır, uzun ve muzdarip bir hastalıkla sınanırken, ashabı ve çevresi tarafından terk edilmiş, muhtaç duruma düşmüştür. Ancak o, içine düştüğü bu ağır darlıkta sabır zırhına bürünmüş, şikâyet etmek yerine şükrünü ve ibadetini artırarak insanlığa eşsiz bir tevekkül dersi vermiştir.

İlahi kelamda "ne güzel kul" olarak övülmesinin arkasında bu sarsılmaz duruş yatmaktadır.

Bu sarsılmaz duruş, yalnızca bireysel bir ibadet performansı değil, aynı zamanda insanın en çaresiz anında bile ruh bütünlüğünü nasıl koruyabileceğinin psikolojik bir kanıtıdır. İnsanoğlu, varlık içinde şükretmenin konforuna alışkınken, yokluk ve hastalık sarmalında isyan etmemeyi başarmak ruhun en yüksek mertebesidir.

Hz. Eyyûb'un sergilediği bu tevekkül, acının yıktığı değil, bilakis ham maddesini olgunlaştırıp çeliğe dönüştürdüğü bir insan modelini insanlık tarihine armağan etmiştir.

"Bu sabır destanının gölgede kalan fakat asıl yükünü omuzlayan kahramanı ise şüphesiz onun asil eşidir." Bolluk günlerinin ihtişamını nasıl ağırbaşlılıkla karşıladıysa, darlık ve hastalık günlerinin sefaletini de aynı metanetle göğüslemiştir.

Toplumun ve dostlarının uzaklaştığı, vücudu yaralar içindeki bir eşi asla terk etmemiş, sadakati merhametle, merhameti ise hizmetle harmanlamıştır. Eşini evinin direği ve baş tacı gören bu asil kadın, sadece fiziksel bir bakım üstlenmemiş, aynı zamanda eşinin yıpranan ruhuna da sığınak olmuştur. Onun bu sadakati, evliliğin sadece bir "birlikte yaşama sözleşmesi" değil, bir ruh ortaklığı olduğunu modern insana ihtar etmektedir.

Zira günümüz dünyası, ilişkileri birer tüketim nesnesine dönüştürmüş, en ufak bir fırtınada gemiyi ilk terk edenlerin haklı çıkarıldığı bir "bencillik çağını" meşrulaştırmıştır. Hızın ve hazzın kutsandığı bu çağda, zorluklara göğüs germek bir erdem değil, adeta bir yük olarak görülmektedir.

Oysa bu kutsal kıssa, evliliğin sadece güneşli günlerde el ele yürümek olmadığını, asıl maharetin sağanak yağmur altında tek bir şemsiyeyi adaletle paylaşabilmek olduğunu açıkça gözler önüne serer.

Evlilik, iki insanın birbirine kerhen katlandığı bir tahammül müessesesi değildir, birbirini anlama, koruma ve tamamlama sanatıdır. Aile olmak, dışarıdaki fırtına ne kadar büyük olursa olsun, o çatının altında birbirine güvenle yaslanabilmektir.

"Bir yuvayı ayakta tutmak, tek bir tarafın kölece fedakarlığıyla değil, karşılıklı sorumluluk bilinciyle mümkündür."

İşte bu bilinç, zor zamanlarda taraflardan birinin diğerine sığınacağı güvenli bir liman inşa etmesini sağlar. Fedakarlık, tek taraflı bir mahkumiyet değildir, sevginin, saygının ve verilen sözlerin gönüllü bir meyvesidir. Eşlerin birbirine yoldaş olması, hayatın iniş ve çıkışlarında adımlarını birbirinin ritmine uydurabilmesiyle anlam kazanır.

Hz. Eyyûb'un muhterem eşi, "Şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır" (İnşirah, 5) ilahi vaadine kalpten inanmış, sabrının ve vefasının mükafatını hem bu dünyada eşinin şifasıyla hem de ahiret ikliminde ebedi saadetle almıştır.

Onun hayat hikayesi, modern çağın savrulan aile yaşantısına sabrın, vefanın ve sadakatin kurtarıcı gücünü gösteren eskimez bir pusuladır.

Bir sonraki;

"Ben"den "Biz"e Güçlü Evlilikler!

Yazımda buluşmak üzere.

Sevgiyle kalın!