-RUH ORTAKLIĞI-
Her evlilik, iki insanın ortak bir gelecek inşa etmek ve bir yuvanın neşesiyle ömrü taçlandırmak üzere çıktığı mukaddes bir yolculuktur. "Evliliğin başlangıcındaki mutluluklar ne kadar gerçekse, zamanla kapıyı çalacak imtihanlar da kaçınılmazdır."
Evliliğin asıl mucizesi, zorlukların varlığında değil, eşlerin el ele vererek yuvayı her şeye rağmen ayakta tutma iradesinde gizlidir.
Evrensel insani değerlerde evlilik, sadakat, bağlılık, sabır ve merhamet gibi yüksek erdemlerin aynı potada eritilmesidir.
Nikah akdindeki "hastalıkta ve sağlıkta" sözleri, hayatın fırtınalarına karşı verilmiş bir sadakat yemini ve yuvayı koruma sözüdür. Evliliğin uzun ömürlü olmasını sağlayan ana sütunlar, kriz anlarında gemileri yakmak değil, fedakârlık ve tahammül göstererek yuvayı onarma gayretidir.
Günümüz dünyasındaki hız ve tüketim kültürü, maalesef insan ilişkilerini de kolayca gözden çıkarılabilir hale getirmektedir. En ufak bir fikir ayrılığında boşanmayı! tek çözüm gibi görmek, yıkıcı bir tahammülsüzlüğün tezahürüdür.
Modern çağın getirdiği narsistik eğilimler bireyleri "ben" merkezli savunmaya götürse de evliliği sürdürmenin sırrı, "ben" dünyasından sıyrılıp güvenli bir "biz" kalesi inşa edebilmektir.
Kusursuz bir "mükemmel evlilik" şablonu yoktur. İki farklı fıtratın aynı çatı altında uyum yakalaması, çatışmasız bir yaşam sürmek demek değildir. "Evliliğin ömrünü uzatan şey, çatışmaları ayrılık bahanesi yapmak yerine, olgunlukla yönetebilme becerisidir."
Sorunlar karşısında duyarsız kalmak veya baskıcı bir üslupla eşini ezmeye çalışmak boşanma sebeplerini beslerken, hatayı kabul etmek, eşinin fıtratına hürmet ederek empati köprüleri kurmak evliliğin devamını sağlar. Gerçek sevgi, hayatın sadece güneşli günlerinde değil, fırtınalı dönemlerinde de birbirine liman olabilmektir.
Kadın ve erkek, yaratılış gereği farklı düşünme sistemlerine ve duygusal hassasiyetlere sahiptir. Eşlerin aynı duruma farklı tepkiler vermesi ayrılık gerekçesi değil, yaratılışın bir kanunudur.
Evliliğin devamı, tarafların kişisel çıkarlarını değil, yuvanın ortak menfaatlerini gözetebilmesiyle mümkündür. "Kendiniz için istediğiniz huzuru, anlayışı ve sevgiyi eşiniz için de isteyebilmek evliliğin can suyudur."
Sorunları biriktirmeden, karşı tarafı suçlamadan dinlemeyi bilmek ve farklılıklara saygı duymak, ailenin zamana karşı direnmesini sağlar. Günümüz toplumunda sosyal medyanın dayattığı "kusursuz ilişki" gösterişine kapılmamak gerekir.
Hepimiz insanız, hata yapabiliriz. Önemli olan, hatalardan ders çıkararak sorunları geciktirmeden çözüme kavuşturmak, geleceğe dair ortak hayaller ve hedefler etrafında kenetlenmektir.
Evlilikler sadece iki insanın değil, aynı zamanda iki farklı ailenin de bir araya gelmesidir. "Özellikle bizim toplumumuzda ailelerin gençlerin hayatına müdahil olması maalesef sık karşılaşılan bir durumdur."
Ancak evliliğin uzun ömürlü olabilmesi için kök ailelerle ilişkilerde mahremiyet sınırlarının net çizilmesi gerekir.
"Eşlerin en ufak bir tartışmada meseleyi kendi anne babalarına aktarmaları, sorunları büyüterek yuvanın çatırdamasına yol açar."
Oysa sınırlarını bilen bir kayınvalide ve kayınpeder ilişkisi, maddi imkansızlıklarda, hastalıkta veya çocuk bakımında evli çiftlere muazzam bir destek sağlar. Bu dengenin kurulmasında en büyük görev eşlerin kendisine düşer.
Dışarıdan gelen müdahalelere karşı eşlerin takındığı tavır, evliliğin geleceğini belirler. "Taraflar birbirini körü körüne savunmak/suçlamak yerine, hataları yapıcı bir dille kendi içlerinde çözmeli, aile mahremiyetine karşılıklı olarak riayet etmelidir."
Son zamanlarda eşlerin statü, iş ve yaşam şekillerinin değişmesi aile içi dengeleri farklılaştırmaktadır. Özellikle kadının iş hayatında yer alması ve ekonomik özgürlük kazanması ve Erkeklerin de ekonomik olarak zenginleşmesiyle farklı arayışlara! girdiği görülebiliyor bu tür durumlar doğru yönetilmediği takdirde ev içinde bir güç savaşına dönüşebilmektedir.
Burada unutulmaması gereken kural şu olmalıdır, Ekonomik özgürlük, aile bağlarından ve evliliğin getirdiği kutsal sorumluluklardan özgürleşmek demek değildir. "Para veya statü değişse de evliliği ayakta tutan değerler sabittir; saygı, fedakârlık, sadakat ve açık iletişim."
Ayrıca, bugün evliliklerin uzun ömürlü olabilmesi için yapay formüller aramaya gerek yoktur!
Çevremizde yarım asrı deviren, tüm fıtratına rağmen yuvasını terk etmeyen canlı örnekler bulunmaktadır. Modern dünyanın "tüket ve at" algısına kapılmadan önce, bu köklü çınarların sabrından, birbirine gösterdikleri tahammül ve sadakatten öğreneceğimiz çok şey vardır.
İki insanın hakiki ve kalıcı bir aile olarak kalabilmesi, sevgi, saygı, anlayış ve merhamet gibi duyguların her gün sabırla yeniden canlandırılması ve yuvayı sürdürme iradesinin kararlılıkla korunmasıyla mümkündür.
Eşinizle "Ruh Ortaklığını" aşkla, mutlulukla yaşamanız dileğiyle…!