Ortadoğu'nun yakın tarihini ve küresel güçlerin bölgedeki kirli oyunlarını anlamak için soru ile yazımıza başlayalım.

Soruyu anlamak için de 2012 yılındaki Arap Baharı eylemlerine baktığımızda mesele daha net anlaşılıyor.

Dönemin Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih kitlesel halk hareketleriyle devrilmek üzereyken, Suudi yönetimi Yemen'i kendi uydusu olarak tutabilmek için devreye girer. Dönemin Başkan Yardımcısı Mansur Hadi'yi alelacele destekleyip "geçici cumhurbaşkanı" ilan edilir. Kendi çıkarlarına uygun, bir figürü iş başına getirirler.

Ancak halka verilen seçim vaatleri tutulmayınca, Yemen'in öz evlatları yani Ensarullah Hareketi (Husiler) başkenti ele geçirerek bu iradeye el koyar. Suudi krallığının piyonları ise arkalarına bakmadan Arabistan'a kaçarlar. Kendi kurduğu tezgâh bozulan Suudi krallığı, hemen bir koalisyon toplayıp "kaçak hükümeti" Yemen halkına yeniden dayatmak amacıyla topyekûn bir savaş başlatır.

Bugün geldiğimiz noktada ise Suudi krallığının devasa paralarla ve gelişmiş silahlarla donattığı vekil güçler, Ensarullah karşısında hızlı bir askeri çöküş yaşıyor.

Sahada ağır darbeler alan Suudiler, Fransa, İngiltere, Mısır ve Pakistan'ın kapısını çalarak acilen hava savunma sistemleri dileniyor.

Zira ellerindeki Amerikan sistemleri, İran'ın bölgedeki ABD üslerine yönelik stratejik hamleleri karşısında büyük oranda işlevsiz ve atıl kalmış durumda. Yemen'de bataklığa saplanan ve hiçbir askeri başarı elde edemeyen Suudi krallığı, çaresizce emperyalist ABD ve israilden yardım dileniyor.

Suudi krallığının sahadaki yenilmişliği masadaki tekliflere de yansıyor. Suudi krallığı, iki haftalık geçici bir ateşkes, insani talepler için ortak bir platform ve ablukanın kaldırılması karşılığında kapsamlı bir anlaşma koparma derdinde.

Ensarullah Hareketi, bu taktiksel ve dönemsel oyalamalara prim vermiyor. Husilerin masaya koyduğu irade net ve kararlı.

Kapsamlı ve kalıcı bir ateşkes, kara-deniz-hava ablukasının kayıtsız şartsız kaldırılması, Suudi Arabistan'ın Yemen'den hem askeri hem siyasi olarak tamamen çekilmesi ve savaşın neden olduğu tüm maddi zararların tazmin edilmesi.

Mesele sadece bölgesel bir çekişme değil. Suudi krallığı, Yemen topraklarında ABD ve İsrail'in stratejik çıkarlarına hizmet edecek bir Yemen olmasını istiyor.

Ensarullah Hareketi de son derece kıt imkanlarla küresel emperyalizme, Suudilere, ABD'ye ve siyonist İsraile karşı net bir savaş yürütüyor.

Batı medyasının küçümseyerek "terlikli savaşçılar" dediği bu insanlar, aslında muazzam bir inanç ve bağımsızlık iradesiyle direniyorlar.

Onları "İran'ın vekil gücü" diyerek yaftalamaya çalışanlar, bu hareketin

"Yemen halk hareketi" olduğunu gizlemek istiyorlar.

Son günlerdeki "Yemenliler İslam'ın kutsal şehirlerine saldırıyor" şeklinde eleştiri ve kınamalar yapılıyor.

Elbette kutsal beldelere yönelik en ufak bir tehdit dahi asla kabul edilemez, karşısında çelikten ve Etten bir duvar gibi durulmalıdır.

Ancak Ensarullah Hareketi "Biz böyle bir şey yapmadık" diyerek iddiaları açıkça yalanlıyorlar.

Aynı İslam ülkeleri, israilin Mescid-i Aksa'ya yaptığı postallı saldırılar karşısında da keşke bu türden kınamalar yapsaydılar.

Peki, Türkiye bu denklemin neresinde durmalı? Türkiye için Yemen, haritada uzak bir coğrafya değildir, kanla, gözyaşıyla ve ortak kaderle yazılmış tarihsel bir bağdır.

Osmanlı döneminde İngiliz emperyalizmine karşı Yemen cephesine gidip toprağa düşen binlerce Anadolu evladının aziz hatırası oradadır. Türkiye, Osmanlı'dan kalan bu tarihsel misyonla, Yemen'in egemen ve özgür bir ülke olabilmesi için uluslararası arenada sesini yükseltmeli, diplomatik ağırlığını koymalıdır.

Sömürgecilere ve küresel çetelere kendi ülkelerini peşkeş çektirmek istemeyen bu "yalınayak mücahitler", yokluk içinde destansı bir direniş veriyorlar.

Oysa Yemen halkının tek bir derdi var.

"Kendi iradeleriyle bağımsız bir devlet kurmak, kendi halkına onuruyla hizmet etmek ve özgürce yaşamaktır."

Yemen türküsünün ilk paragrafı ile yazımızı bitirelim.

"Havada bulut yok bu ne dumandır

Mahlede ölü yok bu ne figandır

Şu Yemen elleri ne yamandır

Ah o Yemen'dir gülü çimendir

Giden gelmiyor acep nedendir"