Bir toplumu ayakta tutan en önemli değerlerden biri güvendir. Güven, insanları birbirine kenetleyen, aralarındaki ilişkileri sağlamlaştıran ve toplumsal huzurun oluşmasını sağlayan temel unsurlardan biridir. Güvenilir olmak ve insanlara güven vermek, Müslümanların Hz. Peygamber'den (s.a.v.) öğrendikleri en önemli ahlaki değerlerdendir.
Zira Peygamber Efendimizin (s.a.v.) en belirgin vasıflarından biri güvenilir olmasıydı. Hatta o, henüz peygamberlikle görevlendirilmeden önce Mekke halkı tarafından "Muhammedü'l-Emin" (Güvenilir Muhammed) olarak anılırdı. Mekkeliler en kıymetli eşyalarını ona emanet eder, önemli meselelerinde onun hakemliğine başvururlardı. Çünkü onun doğruluğundan, dürüstlüğünden ve emanete riayetinden hiçbir zaman şüphe etmezlerdi.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hayatının her döneminde bu güvenilirlik vasfını korudu. Kendisine düşmanlık edenlerin bile emanetlerine sahip çıktı. Sadece güvenilir bir insan olmakla kalmadı, aynı zamanda bu güzel ahlakı ashabına da en güzel şekilde öğretti. Onlara sözlerinde, davranışlarında, ticaretlerinde ve insanlarla ilişkilerinde dürüst ve güvenilir olmalarını tavsiye etti.
El-Emin bir Peygamberin mektebinde yetişen sahabe-i kiram da bu güzel vasfı hayatlarının her alanına taşıdılar. Yönetimi üstlendiklerinde kamu malını kendi çıkarları için kullanmadılar; onu korumayı bir emanet ve sorumluluk bildiler. Ticaretlerinde birkaç kuruş fazla kazanmak uğruna yalan söylemediler, insanları aldatmadılar. Sözleriyle davranışları birbiriyle örtüşen, çevrelerine güven veren insanlar oldular. İşte bu anlayış, Asr-ı Saadet toplumunun inşasında önemli bir yere sahipti.
Ashâb-ı kirâm mektebinde yetişen sonraki nesiller de bu güzel ahlakı önce kendi hayatlarında en güzel şekilde yaşadılar, ardından farklı coğrafyalara taşıdılar. Müslümanların doğruluğunu, dürüstlüğünü, ticaret ahlakını ve emanete bağlılığını gören pek çok insan İslam'ı tanıma ve benimseme fırsatı buldu. Böylece bu güzel ahlak, İslam'ın tebliğinde ve insanların gönüllerinin kazanılmasında en önemli vesilelerden biri oldu.
Bugün kendimize dönüp baktığımızda ise üzerinde düşünmemiz gereken bir tabloyla karşılaşıyoruz. Acaba güvenilirlik konusunda Peygamberimizin bize öğrettiği ölçüleri ne kadar koruyabiliyoruz? Verdiğimiz sözleri tutuyor muyuz? Ticaretimizde ne kadar dürüstüz? Bize bırakılan emanetleri hakkıyla koruyor muyuz? Ne yazık ki bu soruların hepsine gönül rahatlığıyla olumlu cevap verebildiğimizi söylemek kolay değil.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir." (Buhârî, Îmân, 4; Müslim, Îmân, 64)
Bu hadis, Müslüman olmanın önemli ölçülerinden birini ortaya koyuyor. Yani Müslüman, çevresindeki insanlara zarar vermeyen, sözüyle kimseyi incitmeyen, davranışlarıyla güven veren kişidir. Ailemiz, komşularımız, arkadaşlarımız ve birlikte iş yaptığımız insanlar bizim hakkımızda böyle düşünüyor mu? Bize bir şey emanet ederken içleri rahat mı? Verdiğimiz söze güvenebiliyorlar mı? Bunlar, her birimizin zaman zaman kendisine sorması gereken sorulardır.
El-Emin olarak tanınan bir Peygamberin ümmetiyiz. Onu seviyor, adını anıyor ve sünnetini yaşatmak istediğimizi söylüyoruz. Fakat bu bağlılığımızın hayatımızda da karşılığını bulması gerekiyor. Peygamberimizi sevmek, yalnızca sözle ifade edilen bir duygu değildir. Onun ahlakını örnek almak, dürüstlüğünü, merhametini ve güvenilirliğini kendi hayatımızda göstermektir.
Bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri yeniden güvenilir insanlar olabilmektir. Evimizde, işimizde, ticaretimizde ve toplum içindeki ilişkilerimizde insanlar bize güvenebilmeli. Zira El-Emin bir Peygamberin ümmeti olmak, onun gibi güvenilir bir insan olmayı gerektirir.