Toprağın dilini bilenler bilir…
Bir çiftçinin sabahın ilk ışıklarıyla tarlasına yürüyüşünde yalnızca ekmek telaşı yoktur. Umut vardır, endişe vardır, alın teri vardır. Bazen bir yağmur bütün hesaplarını değiştirir, bazen bir don bir yıllık emeğini götürür. Bazen de bütün zorlukları aşarak yetiştirdiği ürün, pazara vardığında değerini kaybeder.
İnsanın en çok da buna içi yanar.
Çünkü toprağın ne kadar zahmetle ürün verdiğini bilenler, o ürünün birkaç dakikalık pazarlıkla nasıl değersizleştirildiğini de bilir.
Çukurova'nın bereketli ovalarında, Konya'nın uçsuz bucaksız tarlalarında, Güneydoğu'nun kavurucu sıcağında, Oğuzeli'nin kurutmalık tezgâhlarında ve Trakya'nın üretim havzalarında değişmeyen bir gerçek vardır: Çiftçi üretirken bin türlü riski üstlenir, satarken çoğu zaman fiyatı başkaları belirler.
Şimdi gündemimizde Yeni Hal Yasası var.
Taslakta zincir marketlerin sebze ve meyve alımlarının yüzde 20'sini doğrudan üreticiden veya üretici örgütlerinden karşılaması öngörülüyor.
Güzel bir düşünce!
Ama güzel düşünceler, doğru düzenlemelerle desteklenmezse yeni mağduriyetlerin kapısını aralayabilir.
Çiftçiyi kabzımalın karşısında güçsüz bırakan düzeni değiştirirken, onu bu defa zincir marketlerin satın alma masasında çaresiz bırakmayalım.
Çünkü çiftçinin ihtiyacı yeni bir alıcı değil, hakkını koruyan bir ticaret düzenidir!
Bir düşünün…
Çiftçi mazotu peşin alıyor, gübreyi peşin alıyor, tohumu borçla buluyor. İşçisinin ücretini ödüyor, sulama maliyetine katlanıyor. Hasat zamanı geldiğinde ise karşısına çıkan alıcı, bütün bu maliyetleri unutup yalnızca kendi satın alma fiyatını konuşuyor.
Ne güzel ticaret değil mi?
Bütün risk çiftçinin, bütün pazarlık gücü alıcının!
İşte değişmesi gereken anlayış budur.
Öncelikle çiftçinin üretim maliyeti, satın alma sözleşmelerinin temel unsurlarından biri olmalıdır. Bölgesel üretim maliyetleri bağımsız biçimde hesaplanmalı, sözleşmelerde bu maliyetler dikkate alınmalı, olağanüstü girdi artışlarında fiyat güncelleme mekanizması bulunmalıdır.
Çiftçinin maliyetini bilmeden fiyat belirleyen bir sistem, onun geleceğini de düşünmüyor demektir.
İkinci mesele, ödeme güvencesidir.
Çiftçi ürününü teslim ettikten sonra parasının peşinde koşmamalıdır. Yaş sebze ve meyvede mevcut yasal ödeme süreleri tavizsiz denetlenmeli, küçük üreticiler için daha kısa ödeme vadeleri ve ödeme garantileri geliştirilmelidir.
Marketin finansman ihtiyacı çiftçinin sırtına yüklenmemelidir!
Üçüncü mesele, kalite ve fire bahanesiyle yapılan kesintilerdir.
Ürün tesliminde bağımsız tartım ve standart kalite sınıflandırması uygulanmalıdır. Alıcı, teslim aldığı ürünün değerini sonradan tek taraflı değiştirememelidir. İade ve fire gerekçeleri belgelenmeli, uyuşmazlıklar hızlıca çözümlenmelidir.
Çiftçinin alın teri, satın alma müdürünün keyfî değerlendirmesine bırakılamaz!
Gelelim kooperatiflere…
Kooperatifleşme elbette önemlidir. Ancak çiftçileri bir çatı altında toplamakla mesele çözülmez. Soğuk hava deposu bulunmayan, ambalajlama tesisi kuramayan, nakliye maliyetini karşılayamayan bir kooperatiften büyük zincirlerin günlük tonajını karşılamasını beklemek gerçekçi değildir.
Devlet, gösterişli kooperatif binalarından önce ortak depolama, paketleme, lojistik ve pazarlama altyapısını desteklemelidir.
Kooperatif yöneticisinin değil, kooperatif ortağı çiftçinin güçlenmesi esas alınmalıdır.
Bir başka tehlike de yüzde 20'lik doğrudan alım kotasının kâğıt üzerinde doldurulmasıdır.
Yarın birileri paravan üretici örgütleri kurar, malları şirketler arasında dolaştırır ve faturalar üzerinden kotayı tamamlamaya kalkarsa ne yapacağız?
Çözüm açıktır, Ürünün hangi çiftçiden çıktığı, gerçek miktarı ve bedelin kime ödendiği Çiftçi Kayıt Sistemi, Hal Kayıt Sistemi ve elektronik belgeler üzerinden doğrulanmalıdır.
Kanun, tabelayı değil üreticiyi tanımalıdır!
Peki, kabzımallar?
Her kabzımalı fırsatçı ilan etmek haksızlıktır. Dürüst komisyoncular, üretimin pazara ulaşmasında önemli hizmetler sunmaktadır.
Fakat sahte belgeyle maliyet şişiren, ürünün satış fiyatını gizleyen, haksız komisyon alan veya piyasayı manipüle eden kim varsa karşısında etkili denetim bulmalıdır.
Haller kaldırılmak yerine modernleştirilmeli; elektronik satış, bağımsız kantar, şeffaf fiyat kaydı ve düzenli denetimle güvenilir ticaret merkezlerine dönüştürülmelidir.
Üstelik büyük marketler üretimin önemli kısmını doğrudan toplarken küçük manavların, mahalle pazarcılarının ve bağımsız çiftçilerin pazara erişimi de korunmalıdır.
Bir kesimi güçlendirirken diğerini tasfiye etmek reform değildir!
Çiftçinin bir de korkmadan hakkını arayabilmesi gerekiyor.
Bugün üretici, kendisini mağdur eden alıcıyı şikâyet ettiğinde yarın ürününü kime satacağını düşünüyorsa ortada gerçek bir hak arama özgürlüğü yoktur.
Bu nedenle kimliği korunan şikâyet sistemi, hızlı çalışan tarımsal ticaret hakemliği ve etkili yaptırımlar oluşturulmalıdır.
İslam'ın ticaret ahlakı da bu noktada son derece açıktır. Ölçüde hileyi, haksız kazancı ve ihtikârı reddeden bir inanç anlayışında, insanın çaresizliğinden kazanç devşirmek nasıl savunulabilir?
Ticaret helaldir. Kâr helaldir. Fakat başkasının emeğini istismar etmek ne ticari maharettir ne de ahlaki bir başarı!
Yeni Hal Yasası'nın başarısı yüzde 20'lik kotayla değil; çiftçinin net gelirinin artması, maliyetlerinin karşılanması, parasını zamanında alması ve tüketicinin adil fiyatla ürüne ulaşmasıyla ölçülmelidir.
Çünkü çiftçi kazanamazsa üretim sürdürülemez. Üretim zayıflarsa milletin sofrası pahalanır.
Toprağı işleyen başka, toprağın bereketini paylaşan başkadır.
Mesele, aracıların sayısını azaltmaktan daha büyüktür.
Mesele, o toprağa ömrünü veren insanın emeğini koruyabilmektir.
ÇİFTÇİYE YENİ BİR EFENDİ DEĞİL, EMEĞİNİN KARŞILIĞINI ALABİLECEĞİ ADİL BİR PAZAR GEREKİYOR