Tevekkül piyasadan kaçmak değil, kalbi piyasaya teslim etmemektir.
Bugün ekonomi ekranlarında aynı sorular dönüp duruyor:
Dolar ne olacak?
Altın yükselecek mi?
Faiz ne zaman düşecek? Enflasyon ne zaman gerileyecek?
Yakıt üç rakamlara dayandı.
Aslında bütün bu soruların altında tek bir arayış var:
Yarını kontrol etmek.
İşte İbnü'l-Arabî'nin tevekkül anlayışı tam burada bize başka bir kapı açıyor.
Tevekkül, tedbiri terk etmek değildir.
Çalışacağız,
üreteceğiz,
tasarruf edeceğiz,
yatırım yapacağız, riskimizi hesaplayacağız.
Fakat bütün bunları yaptıktan sonra sonucu kendi kontrolümüzde görmeyeceğiz.
Sebebe sarılacağız; fakat sebebe güvenmeyeceğiz.
Bugünün piyasaları bu ayrımı daha da önemli hale getiriyor.
Türkiye'de enflasyon ağustos ayında yıllık yüzde 31,51 olurken, Merkez Bankası politika faizini yüzde 37'de tuttu. ABD Merkez Bankası da eylül toplantısında faiz oranını yüzde 3,75-4 aralığına yükseltti. Altın ve petrol fiyatlarındaki hareketlilik ise küresel ekonomide belirsizliğin hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor.
Bütün bunlar bize ekonomide hesabın gerekli olduğunu, fakat hesabın garanti olmadığını hatırlatıyor.
Çünkü piyasa değişir.
Bugün güvenli görünen yarın riskli olabilir.
Bugün kazandıran yarın kaybettirebilir.
İnsan burada iki uç arasında kalıyor: Ya hiçbir tedbir almadan "tevekkül" diyor ya da her şeyi kontrol edebileceğine inanıyor.
Oysa İslam iktisadının önerdiği denge başka:
Tedbir insana, netice Allah'a aittir.
Bu bakış, ekonomik hayatı terk etmeyi değil, ekonomik hayatın insan üzerindeki hâkimiyetini sınırlamayı gerektiriyor.
İslam iktisadını yalnızca faizsiz finans başlığına indirgemek de bu yüzden eksik kalır.
Mesele; adalet, emanet, üretim, paylaşma, israftan kaçınma ve servetin insanın kalbine hükmetmemesidir.
Para kazanılacak.
Ticaret yapılacak.
Sermaye büyütülecek.
Fakat insan, kazandığı şeyin kulu olmayacak.
Belki de bugün ekonominin en fazla ihtiyaç duyduğu şey, yeni bir finansal modelden önce yeni bir ahlak anlayışıdır.
Çünkü piyasa hayatımızın bir parçasıdır.
Ama hayatımızın sahibi değildir.
Hesabımızı yapalım. Tedbirimizi alalım. Emeğimizi ortaya koyalım.
Sonra da kalbimize şu cümleyi hatırlatalım:
"Sebebe sarılırım ama sebebe güvenmem; Allah'a güvenirim."
Tevekkül tam da budur:
"Piyasadan kaçmak değil, kalbi piyasadan kurtarmak"