Eğitim hakkı, bir öğrencinin yaşadığı yere göre değişmemeli. Şehir merkezinde yaşayan bir öğrenci için okula ulaşmak sıradan bir günlük rutinken, kırsal mahallede yaşayan bir öğrenci için bazen eğitime ulaşmanın önündeki en büyük engel haline gelebiliyor.

Geçtiğimiz günlerde haber ajanslarına "Servis verilmedi: 16 öğrenci eğitimden mahrum kaldı" başlıklı bir haber düştü. Haberde; Diyarbakır'ın Dicle ilçesine bağlı Altayköy, Etek ve Bahçeköy kırsal mahallelerinde yaşanan lise öğrencileri, servis olmadığı için okullarına gidemediklerini dile getiriyordu. Arkadaşları kitaplarını alıp ders başı yaparken kendileri ise hâlâ okula ulaşmanın yolunu arıyor ve yetkililere sesleniyordu.

Kırsalda yaşayan öğrencilerin ortak duyguları aynı: Okula gitmek, derslerine çalışmak ve gelecekleri için hazırlanmak. Fakat önlerine konulan ulaşım engelinin bunu zorlaştırdığı görülüyor.

Burada mesele yalnızca öğrencinin evinden okula nasıl gideceği meselesi değildir. Hele ki söz konusu öğrenci lise son sınıftaysa, ulaşımda yaşanan her aksama aynı zamanda sınava hazırlık sürecinden çalınan zamandır. YKS'ye hazırlanan bir öğrenci için ders saati, deneme sınavı, öğretmen desteği, kütüphane, etüt ve düzenli çalışma ortamı bir bütünün parçalarıdır. Okula ulaşamayan ya da her gün ulaşım sorunu yaşayan bir öğrenciden, eğitimine düzenli devam eden bir öğrenciyle aynı sınav performansını göstermesini beklemek, eşit şartlar sağlanmadan eşit sonuç beklemek anlamına gelir.

Bir öğrencinin “YKS çalışmam lazım” demesi aslında meselenin özeti. Çünkü YKS, yalnızca bir sınav değil; Türkiye'de milyonlarca öğrencinin üniversiteye ve dolayısıyla geleceğe açılan kapısı. Bu sınava hazırlanan öğrencinin zamanı çok kıymetli. Şehir merkezinde yaşayan bir öğrenci dershanesine, okuluna veya kütüphanesine daha kolay ulaşırken; kırsalda yaşayan bir öğrenci ulaşım sorunuyla mücadele etmek zorunda kalıyorsa, ortada yalnızca coğrafi bir farklılık yoktur. Eğitim imkânları arasındaki fark, öğrencinin geleceğe hazırlanma koşullarına da yansımaktadır.

Üstelik bu çocuklar sınav günü aynı masalara oturacak. Aynı kitapçığı açacak, aynı süre içerisinde aynı soruları çözecekler. Sınav sonucunda ise yalnızca puanlarına bakılacak. Kimse o puanın arkasında kaç saatlik yol olduğunu, kaç kez servis beklediğini, kaç ders saatini kaçırdığını veya ders çalışmak için ne kadar zaman bulabildiğini sormayacak.

İşte eğitimde fırsat eşitliği tam da burada anlam kazanıyor.

Fırsat eşitliği, herkese aynı sınav kitapçığını vermekten ibaret değildir, olmamalıdır. Öğrencinin o sınava hazırlanırken ihtiyaç duyduğu temel koşullara erişebilmesini sağlamak da fırsat eşitliğinin bir parçasıdır. Bir öğrencinin yaşadığı köy/mahalle, onun eğitim hakkının sınırını belirlememelidir.

Kırsalda yaşayan öğrencinin şehir merkezindeki öğrenciyle aynı imkâna sahip olması belki her zaman mümkün olmayabilir. Ancak devletin ve ilgili kurumların görevi, aradaki farkı azaltmak, öğrencinin eğitime erişiminin önündeki engelleri ortadan kaldırmak ve özellikle sınav gruplarındaki öğrencilerin eğitim hakkını güvence altına almaktır.

Altayköy, Etek ve Bahçeköy'de yaşanan sorun bu nedenle yalnızca bir servis güzergâhı tartışması olarak görülmemeli. Burada söz konusu olan çocukların eğitim hakkı, zamanları ve gelecekleridir.

Eğer yıl sonunda bütün öğrenciler aynı sınava girecekse, o sınava hazırlanırken sahip oldukları imkânların da mümkün olduğunca eşitlenmesi gerekir.

Aksi halde aynı sınavı yapmak kolaydır. Zor olan, aynı fırsatı sunabilmektir.

Kalın sağlıcakla…