İnsan hayatı boyunca farklı imtihanlardan geçer. Kimi zaman yoklukla, kimi zaman hastalıkla, kimi zaman da sahip olduklarıyla sınanır. Fakat insanın fark etmesi en zor imtihanlardan biri, eline imkân geçtiğinde yaşadığı imtihandır. Çünkü yokluk sabrı, varlık ise şükrü ve ölçüyü gerektirir.
Mal ve makam da insanın en büyük imtihanlarındandır. İnsan sahip oldukları arttıkça Allah'a olan bağlılığını mı güçlendirecek, yoksa dünyaya olan sevgisi mi artacak? Makam yükseldikçe tevazusu mu çoğalacak, yoksa kendisini başkalarından üstün mü görecek?
Ashâb-ı Kirâm'ın hayatına baktığımızda bu imtihanın en güzel örneklerini görürüz.
Onlar Resûlullah'ın (Sallallah aleyhi ve sellem) yanında yetiştiler. İmanlarını sadece dilleriyle değil, hayatlarıyla ortaya koydular. Allah'ın ve Resûlü'nün rızasını her şeyin önünde tuttular. Mekke'de ağır baskılara ve işkencelere maruz kaldılar. Kimileri yurdunu, kimileri malını geride bıraktı. Fakat hiçbir fedakârlık onları davalarından vazgeçirmedi.
Sonra şartlar değişti.
İslam güç kazandı, Müslümanların imkânları arttı. Dün Mekke'de sıkıntı çeken insanlar, bugün büyük bir devletin yöneticileri hâline geldiler. Önlerine mal, makam ve geniş imkânlar çıktı. Fakat onların hayatındaki en dikkat çekici husus şuydu:
Şartlar değişti, onların Allah'a bağlılıkları değişmedi.
Hz. Ömer (Radıyallahu anh) bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. İslam'ın ilk yıllarında ağır sıkıntılara göğüs geren Ömer b. Hattâb, daha sonra İslam devletinin halifesi oldu. Önünde büyük imkânlar ve geniş bir makam vardı. Fakat halifelik onun kalbini değiştirmedi. Aksine makamın ağırlığını daha fazla hissetti ve kendisini ümmetin sorumluluğunu taşıyan bir kul olarak gördü.
Hz. Ebû Bekir'in (Radıyallahu anh) hayatı da aynı hakikati gösterir. Halife olduğunda makamını bir üstünlük vesilesi olarak görmedi. Onun için halifelik, insanların üzerinde yükselmek değil, onların yükünü omuzlamaktı.
İşte Ashâb-ı Kirâm'ın büyüklüğü burada ortaya çıkıyordu: Dünya onların ellerine geçti fakat kalplerine girmedi.
Bugün bizim imtihanımız da bundan çok farklı değildir. Elbette hepimizin önünde bir halifelik makamı yoktur. Fakat hepimizin hayatında mal, mevki, makam, itibar ve daha fazlasına sahip olma arzusu vardır. İnsan bazen daha çok kazanmak, daha yüksek bir konuma ulaşmak veya insanlar arasında daha fazla itibar görmek uğruna farkında olmadan değerlerinden taviz verebilir.
Oysa mesele mal sahibi olmak değildir. Mesele, malın insanın kalbine sahip olmasıdır. Mesele makam sahibi olmak değildir. Mesele, makamın insana kendisini başkalarından üstün hissettirmesidir.
İslam dünyayı bütünüyle terk etmeyi değil, dünyanın insanın kalbine hükmetmesine izin vermemeyi öğretir. Malımız olabilir, makamımız olabilir, itibarımız olabilir. Fakat bütün bunların Allah'ın rızasının önüne geçmemesi gerekir.
Bu noktada Ashâb-ı Kirâm'ın hayatı bize önemli bir ölçü sunuyor. Onlar imkân sahibi olduklarında değişmediler. Makam sahibi olduklarında kibirlenmediler. Dünya önlerine geldiğinde ona aldanmadılar. Çünkü kalplerinde daha büyük bir hedef vardı: Allah'ın rızasını kazanmak ve ahireti kurtarmak.
Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Dünya bizim elimizde mi, yoksa biz dünyanın elinde miyiz?
Malımız arttığında şükrümüz de artıyor mu? Makamımız yükseldiğinde tevazumuz devam ediyor mu? İnsanlar bizi daha fazla tanıdığında Rabbimizin bizi nasıl gördüğünü daha fazla düşünüyor muyuz?
Asıl imtihan, sahip olmadıklarımızla değil, sahip olduklarımızla başlıyor. İnsan yokken sabredebilir; fakat varken ölçüyü koruyabiliyor mu? İşte mesele burada.
Ashâb-ı Kirâm, Resûlullah'ın (Sallallah aleyhi ve sellem) yanında öğrendikleri iman ve ahlâkı hayatlarının sonuna kadar korudular. Dünyanın şartları değişti, onların duruşu değişmedi. İmkânları arttı, fakat Allah'a olan ihtiyaçlarını unutmadılar. Makamları yükseldi, fakat kulluklarını terk etmediler.
Bugün bize düşen de onların bu ölçüsünü yeniden hatırlamaktır.
Dünya elimizde olabilir; fakat kalbimizde olmamalıdır. Çünkü insanın gerçek değeri sahip olduklarıyla değil, sahip olduklarının onu Allah'tan ne kadar uzaklaştırıp yakınlaştırdığıyla ölçülür.
Rabbim imtihanımızı kolaylaştırsın, ayaklarımızı hak üzere sabit kılsın. Âmin.