Önceki yazımızda Cemaatler konusuna değinmiş, yazının devamını getireceğimizi söylemiş; yazımızı şu cümlelerle bitirmiştik "Hiçbir insan hatadan muaf olmadığı, (peygamberler hariç) hiçbir insan günahtan beri olmadığı gibi hiçbir cemaat hata ve günahtan münezzeh değildir."
Bunu bir kez daha vurgulamak isterim. Çünkü Cemaatler toplumsal mozaiğin ana harcıdır. Ehli Cemaat olduğum için birazdan yazacaklarımı yazmış olmayacağım. Bilakis birazdan yazacaklarıma canu gönülden katıldığım ve inandığım için bir ehli cemaatim.
Ebleh ve gözü doymaz bir adam, binasının altındaki dükkânı daha geniş olsun diye kolonları kesti. İstediği oldu, dükkânı daha geniş ve kendince daha kullanışlı oldu. Ama mühendislerin ince hesaplarla binaya koyduğu taşıyıcı ve yüklenici unsurların dengesini de bozmuş oldu. Ve ilk sallantıda bina çöktü, yıkıldı. İki metre daha genişleteyim, alan açayım derken tüm binadan oldu, desem bu betimlemeye örnek çokça haber seyretmiş ve hatta görmüşsünüzdür.
Statiği statükoya kurban eden toplum mühendisleri her fırsatta, dükkân sahibi gibi eblehçe cemaatlere saldırıp yok etme peşindeler. Ve inanın ki, bu peşindelik iblisane projelerle yavaş yavaş pratize ediliyor. Vatan millet diyenler, toplumun statiğini bozacak şekilde bu toplumun taşıyıcı kolonlarını, yüklenici krişlerini kesip atmak için çalışıyor. Ama bunu kemalizmin ilk yıllarına göre daha soft yapıyorlar. Darağaçları kurulmuyor, Üç Ali'ler turlamıyor olsa da cemaatsiz bir toplum hedefleniyor. Dine ait her şey cemaatlerden alınıp Diyanetin tekeline verilmek isteniyor. Sanki din illa birilerinin tekeline muhtaçmış da o tekeli ele geçirip sadece bir devlet kurumu olan Diyanet üzerinden tekelleşme kurulmak isteniyor. Elektrik, yol, telekomünikasyon vb, tekelleşmeden çıkarılıp özelleştirilen çeyrek asırda din tekelleştirilmek isteniyor. Devlet araç kullanmayı ehliyete bağlamış ya, dini de bir ehliyete bağlamak istiyor toplum mühendisleri. Araç ehliyetini Milli Eğitim üzerinden koordine edenler, Din ehliyetini sadece ve ancak Diyanete bağlamak istiyor. Oysa şer'i ehliyet peygamberlerden sonra hep toplum vicdanında verildi. Medrese ve ilim irfan yerleri bu ehliyeti sürdüre geldi. Kimin haddine dini kimin anlatıp davet kimin edeceğini tayin etmek!..
Unutmayın devlet geleneğinde toplumsal tepki ile devlet ekâbirleri arasında amortisör kurulur. Alttan gelen titreşim ve çalkantılar bu mekanizma ile yutulur, sönümlenir. Bundandır ki devletin baltasının sapı her zaman keseceği ağacın dalından yontulur. Solcuyu solcuyla, muhafazakarı muhafazakarla absorbe edip soğurur. Anladınız siz onu!..
Çetelere yapılan operasyonlar, belediye vurgunları, halkın parasını toplayıp dolandıranlar ile eş zamanlı cemaatlere baskın yapıp kilo kilo altını manşet etme arkasında cemaatlere desampati oluşturmak yoktur da ne vardır?
Gidin aslı Yahudi şirketlere bakın, onların hesaplarını ti'ye alın, bu toplumla hiçbir aidiyeti olmayan lobileri araştırın tonlarca altın ve paranın hesabını sorun. Ama bir cemaate ait veya bir cemaat ferdine veya liderine ait malvarlığını haramilerinkiyle özdeşleştirirseniz 'iyi niyetiniz bile kötü' dedirtirsiniz. Sonra biz de evde haberlerde belediye yolsuzlukları, sonrasında bir dolandırıcının kara paraları haberinden sonra '….cıcıların, ….cicilerin, cucuların bucuların cemaati haberi ile sublimate edilip levm ediyoruz. Niye kardeşim cemaatlerin hizmet ve davet sürdürülebilirliği için paraya pula ihtiyacı yok mu? Buyurun kanuni haklarını teslim edin, güven verin cemaatler de para trafiğini öcüden korkar gibi saklamasın. Cemaat işleri için alınan bir bisiklet dahi envantere alınamıyor ki cemaat malı deyip el konmasın. Olayın perde arkası buna dayanıyorken ister şahsi ister beytul mal olsun her akçe birilerinin gözüne batıyor.
Cemaatlerin de fon döngüsü vardır ve bu döngü birilerininki gibi şatafatlı bir hayata değil İslami ve toplumsal sorumluluklara hizmet ediyor. Hain ve dini sadece kendi emellerine maske kılan bir iki istisnaya bakıp tüm cemaatlere yüz ekşitmek hiçbir müslümana yakışmaz. Kendi camiası olmayınca operasyon çekilen bir cemaate sevinen de bir zahmet Üç Öküzün hikâyesini okusun.
FETÖ belasından sonra hedefe cemaatler/siz bir toplum inşası konuldu. Bu inşaatın taşeronları kolonlarını kesen dükkân sahibini unutmasın.
Hiçbir insan hatadan muaf olmadığı, (peygamberler hariç) hiçbir insan günahtan beri olmadığı gibi hiçbir cemaat hata ve günahtan münezzeh değildir. Hata ve eksiklikleriyle beraber cemaatler, bünyesindeki müslümanlarla beraber yaşadıkları toplumun manevi iklimidir. Hataları, eksikleri oldukça ki olacak bu bizi cemaat olgusuna düşman etmemeli. Namaz kılanın günahına bakıp 'dinden soğudum' diyen ateist gibi cemaatleri hedef almamalı. Kafiri, müşriği, fasıkı, zındığı zaten yeterince taşlıyor. Recm festivalinde Müslüman da bir taş atmamalı.
Hiç hoş değil ama size bu taşeronlardan biri ile olan bir anımı anlatıp bitireyim.
FETÖ olaylarının üzerinden çok geçmemişti. Kendi çapında yetkili biri ile bir ortamda denk geldik. Cemaat ehli her müslümanı potansiyel bir tehlike görüyor, mal bulmuş mağribi gibi FETÖ örneklendirmeleriyle sunum yapıyordu. Gayesinin cemaatleri bitirmek olduğunu saklamaya gerek duymadan cemaatleri dükkânı daraltan kolonlar olarak hesaplıyordu. Ona cevabını alamadığım (vermediği) ve görüşmeyi bitiren şu soruyu sordum; "Diyelim ki başardınız. Terörist dediğiniz müslümanları bitirdiniz. Ahirete gittiğimizde müslümanlar terörist değilse ki değil ve Allah size müslümanları bitirmenizin hesabını sorarsa ne diyeceksiniz?"