Bir ev düşünelim…

İçeri girdiğimizde huzurun hissedildiği, eşlerin birbirine güvenle baktığı, çocukların kendilerini değerli ve güvende hissettiği bir ev. Herkesin zaman zaman yorulduğu, kırıldığı ve hata yaptığı; fakat sevginin, merhametin ve anlayışın eksilmediği bir yuva…

Aslında hepimizin özlediği aile tablosu biraz da bu değil mi?

Aile, Yüce Allah’ın insana lütfettiği en kıymetli nimetlerden ve emanetlerden biridir. İnsan yalnızca aynı çatı altında yaşamak için değil; huzur bulmak, sevincini paylaşmak, sıkıntısını anlatmak ve hayatın yükünü birlikte taşımak için aile kurar. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurur:

“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması da O’nun delillerindendir.” (Rûm, 30/21)

Fakat bugün aile hayatı ciddi imtihanlardan geçiyor. Eşler arasındaki iletişim problemleri, boşanmalar, ev içi şiddet, ebeveyn-çocuk çatışmaları ve aynı evde yaşayan insanların birbirlerine yabancılaşması, üzerinde düşünmemiz gereken önemli meselelerdir.

Aynı sofraya oturup birbirimizle konuşamadığımız, aynı evde yaşayıp birbirimizin gönlünden habersiz olduğumuz zamanlar var. Evlerimiz kalabalık, fakat gönüllerimiz yalnız olabiliyor.

Peki, aile içindeki huzurun anahtarını nerede kaybettik?

Belki de cevabı yeniden hane-i saadete, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) aile hayatına bakarak aramalıyız.

Allah Resûlü (s.a.v.), aile reisliğini üstünlük kurmak olarak değil, sorumluluk almak olarak görüyordu. Hz. Âişe’ye, Resûlullah’ın evinde ne yaptığı sorulduğunda, ailesinin işlerine yardım ettiğini, kendi işlerini gördüğünü; ezan okunduğunda ise namaza çıktığını ifade etmiştir. (Buhârî)

Ümmete imamlık yapan, insanlara rehberlik eden Allah Resûlü, evinde ailesine karşı mütevazı bir eşti.

Aile reisliği, üstünlük kurma makamı değil; yük paylaşma, sorumluluk alma ve gönül kazanma makamıdır.

Peygamber Efendimiz’in aile hayatında dikkat çeken bir başka özellik de eşlerini dinlemesi ve onların fikirlerine değer vermesiydi. Hudeybiye’de yaşanan sıkıntılı süreçte Hz. Ümmü Seleme’nin görüşünü dinlemiş ve onun tavsiyesi doğrultusunda hareket etmiştir.

Bu bize aile içinde istişarenin önemini gösteriyor. Eşimize fikrini sormak, kararlarımızda onu dikkate almak ve “Senin düşüncen benim için önemli.” diyebilmek, aile bağlarını güçlendirir.

Hz. Âişe’nin anlattığı Ümmü Zer hadisesi de Resûlullah’ın eşini dinleme konusunda güzel bir örnektir. Hz. Âişe, uzun bir hikâyeyi Efendimize anlatır; Allah Resûlü onu sabırla dinler ve sonunda ona olan sevgisini ifade eder.

Demek ki bazen eşimizin ihtiyacı bir çözüm değil, sadece dinlenilmektir.

Peygamber Efendimiz’in aile hayatında sevgi kadar neşe de vardı. Hz. Âişe ile şakalaşır, onunla yarışır ve birlikte vakit geçirirdi. Bu bize aile hayatının sadece sorumluluklardan ibaret olmadığını gösterir.

Bazen birlikte içilen bir çay, birkaç dakikalık samimi bir sohbet, bir tebessüm veya söylenen güzel bir söz aile bağlarını güçlendirebilir.

Çünkü sevgi sadece kalpte hissedilen bir duygu değil, davranışlarla gösterilen bir değerdir.

Resûlullah (s.a.v.) eşlerinin duygularını da önemserdi. Hz. Âişe’nin kıskançlık gibi insani duygularını küçümsemez, onu anlamaya çalışırdı.

Buradan ailelerimiz için önemli bir ders çıkıyor: Eşimizin her düşüncesine katılmak zorunda değiliz; fakat onun duygularını anlamaya çalışmalıyız.

Aile huzuru, “Ben haklıyım.” demekten çok, “Biz bu meseleyi nasıl çözeriz?” diyebilmektir.

Peygamber Efendimiz’in çocuklarla ilişkisi ise başlı başına bir aile eğitimidir. Torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i sever, öper, kucağına alır ve onlarla ilgilenirdi.

Bir adam, çocuklarından hiçbirini öpmediğini söylediğinde Resûlullah (s.a.v.), “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” buyurmuştur. (Buhârî, Müslim)

Çünkü çocuk yetiştirmek sadece onu beslemek, giydirmek ve okutmak değildir. Çocuğun gönlüne dokunmak, ona değerli olduğunu hissettirmek ve sevildiğini göstermek de anne-babanın sorumluluğudur.

Aile içinde anlaşmazlıkların yaşanması insanîdir. Önemli olan anlaşmazlık anında nasıl davrandığımızdır.

Hz. Âişe’nin bildirdiğine göre Resûlullah (s.a.v.) hayatı boyunca herhangi bir kadına, hizmetçiye veya başka bir kimseye eliyle vurmamıştır. (Müslim)

Bu, aile içi şiddet konusunda açık bir Nebevî ölçüdür.

Bir anlık öfke yıllarca unutulmayacak yaralar açabilir. Bu nedenle Peygamber Efendimiz’in şu sözü aile hayatımız için de önemli bir rehberdir:

“Güçlü, güreşte rakibini yenen değildir. Asıl güçlü, öfkelendiği zaman kendisine hâkim olandır.” (Buhârî, Müslim)

Öyleyse aile içinde öfkelendiğimizde susmayı, kırıcı sözler söylemek yerine konuşmayı ertelemeyi, haklı çıkmak yerine huzuru korumayı öğrenmeliyiz.

Çünkü Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” (Tirmizî)

Belki de bugün ailelerimizin ihtiyacı yeni reçetelerden önce Nebevî aile ahlakını yeniden hatırlamaktır.

Eşimize daha fazla zaman ayırmak, onu dinlemek, ev işlerinde birbirimize destek olmak, kararlarımızda istişare etmek, çocuklarımıza sevgimizi göstermek ve öfkelendiğimizde kendimize hâkim olmak…

Bunlar küçük davranışlar gibi görünebilir. Fakat aile huzuru çoğu zaman büyük değişimlerden değil, her gün tekrarlanan küçük güzelliklerden oluşur.

Huzurlu aile, kusursuz insanların yaşadığı aile değildir. Huzurlu aile; hata olduğunda özür dilemeyi, kırıldığında affetmeyi, öfkelendiğinde susmayı, yorulduğunda birbirine destek olmayı ve sevgiyi her gün yeniden göstermeyi bilen ailedir.

Belki de çocuklarımızın bizden alacağı en büyük miras, büyük bir ev veya maddi imkânlar değil; içinde Peygamber ahlakının yaşandığı sıcak bir aile hatırası olacaktır.

Öyleyse evlerimizi yeniden Nebevî iklimle buluşturalım.

Çocuklarımızın hatırlayacağı şey, evimizde kaç eşyanın bulunduğu değil; orada ne kadar sevgi gördükleri olsun.

Eşlerimizin hatırlayacağı şey, birlikte kaç yıl geçirdiğimiz değil; o yıllar boyunca kendilerini ne kadar değerli hissettikleri olsun.

Ve evlerimiz sadece içinde yaşadığımız mekânlar değil; huzura sığındığımız, sevgiyi tattığımız, merhameti öğrendiğimiz ve Allah’ın rızasına birlikte yürüdüğümüz yuvalar olsun.