Âlemlere rahmet olarak gönderilen, insanları şirkin karanlığından tevhidin nuruna çıkaran Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın (sallallahu aleyhi ve sellem) dünyaya teşrifini idrak ettiğimiz bu mübarek günlerde, üzerinde düşünmemiz gereken en önemli hususlardan biri Peygamber Efendimizi sevmek ve O'na uymaktır.
Bir Müslümanın Peygamber Efendimize karşı sorumluluklarının başında O'nu sevmek ve O'nun yoluna uymak gelir. Çünkü Peygamber sevgisi, imanımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Sizden biriniz, beni babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz." (Buhârî, Îmân, 8; Müslim, Îmân, 69)
Bu hadis-i şerif, Peygamber Efendimizi sevmenin sıradan bir sevgi olmadığını, imanla doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Sahabenin Peygamber Sevgisi
Sahabe-i kiramın Peygamber Efendimize olan sevgisi, sadece dillerinde ifade ettikleri bir sevgi değildi. Onlar bu sevgiyi hayatlarıyla, canlarıyla, mallarıyla ve yaptıkları fedakârlıklarla ortaya koydular.
Hicret gecesinde Hz. Ebû Bekir'in (radıyallahu anh) ortaya koyduğu fedakârlık, sahabe-i kiramın Peygamber Efendimize olan sevgisinin en güzel örneklerinden biridir.
Müşrikler, Peygamber Efendimizi öldürmek amacıyla peşine düşmüşlerdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh) Sevr Mağarası'na sığınmışlardı. Müşrikler mağaranın girişine kadar gelmişlerdi.
O anda Hz. Ebû Bekir'in endişesi kendi canı değildi. Bütün korkusu, Peygamber Efendimize bir zarar gelmesiydi. Kendisini değil, Allah Resûlünü düşünüyordu.
İşte Hz. Ebû Bekir'in fedakârlığı burada ortaya çıkıyordu. Kendi hayatını, rahatını ve güvenliğini geride bırakmış; Peygamber Efendimizin yanında olmayı her şeyin üzerinde görmüştü.
Hz. Ebû Bekir'in hicret boyunca yaptığı fedakârlık bununla da sınırlı değildi. Peygamber Efendimizle birlikte yola çıkmış, bütün tehlikeleri göze almış ve O'nu korumak için elinden gelen gayreti göstermişti.
İşte Peygamber sevgisi böyle bir sevgiydi.
Sevdiği uğruna rahatından vazgeçmek, tehlikeyi göze almak ve gerektiğinde canını ortaya koymak...
Uhud Savaşı da sahabenin Peygamber sevgisinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Savaşın en zor anlarında Hz. Talha (radıyallahu anh), Peygamber Efendimizi korumak için kendisini siper etmiş ve büyük fedakârlık göstermiştir. Kays bin Ebû Hâzim, Hz. Talha'nın Peygamber Efendimizi korurken yaralanan elini gördüğünü anlatmaktadır. Bu fedakârlık, onun sevgisinin sadece sözde kalmadığını göstermektedir.
Uhud'da Peygamber Efendimizi koruyanlardan biri de Hz. Ümmü Ümâre (Nesîbe bint Kâ'b) idi. O, savaşın en şiddetli anlarında Resûlullah'ın yanında bulunmuş ve O'nu korumak için büyük bir cesaret göstermiştir. Sahabe kadınlarının da Peygamber Efendimize olan sevgileri ve bağlılıkları, İslam tarihinin önemli örnekleri arasında yer almaktadır.
Sahabe-i kiram Peygamber Efendimizi yalnızca canlarıyla değil, mallarıyla da sevdiler. Tebük Seferi'nin zor şartlarında Hz. Osman (radıyallahu anh), İslam ordusunun ihtiyaçlarının karşılanmasına büyük katkıda bulundu. Onların malı, makamı ve dünyalıkları Peygamber Efendimizin davasından daha kıymetli değildi.
Bu sevginin bir başka tezahürü ise çocuklarını Peygamber Efendimizin terbiyesine emanet etmeleriydi. Hz. Enes'in annesi Ümmü Süleym (radıyallahu anhâ), oğlunu Peygamber Efendimizin hizmetine verdi. Hz. Enes, küçük yaşta Resûlullah'ın yanında bulunarak O'nun terbiyesinde yetişti.
Bugün anne babalar çocuklarının iyi bir eğitim almasını, meslek sahibi olmasını ve güzel bir gelecek kurmasını ister. Sahabe ise çocuklarının Peygamber Efendimizin yanında yetişmesini büyük bir nimet olarak görüyordu. Bu da onların Peygamber sevgisinin hayatlarının her alanına nasıl yansıdığını göstermektedir.
Sahabe Peygamber Efendimizi Neden Bu Kadar Seviyordu?
Sahabenin Peygamber Efendimizi bu kadar sevmesinin iki önemli sebebi vardı. Birincisi, Peygamber Efendimizi sevmek imanın gereğiydi. İkincisi ise onlar Peygamber Efendimizi çok iyi tanıyorlardı.
O'nun hayatını biliyorlardı. O'nun güzel ahlakını biliyorlardı. İnsanlara karşı merhametini, sabrını, adaletini ve fedakârlığını görüyorlardı. Peygamber Efendimizi tanıdıkça O'na olan sevgileri de artıyordu.
Bu sebeple bizim de Peygamber Efendimizi sevebilmemiz için O'nu tanımamız gerekir. O'nun hayatını ve sîretini okumalı, sünnetini öğrenmeli ve çocuklarımıza anlatmalıyız.
Tâbiîn neslinden Ali bin Hüseyin'in şu sözü bu açıdan oldukça dikkat çekicidir:
"Bizlere Hz. Peygamber'in gazveleri, tıpkı Kur'an'dan bir sûre öğretilir gibi öğretilirdi."
Bu söz, ilk nesillerin Peygamber Efendimizin hayatını öğrenmeye verdikleri önemi göstermektedir. Onlar O'nun hayatını tanıyor, mücadelelerini biliyor ve O'nu örnek alıyorlardı.
Çünkü insan tanıdıkça sever. Peygamber Efendimizi ne kadar iyi tanırsak, O'na olan sevgimiz de o kadar artacaktır.
Peygamber Efendimize Uymak
Peygamber Efendimizi sevmenin ikinci önemli göstergesi ise O'na uymaktır. Allah Teâlâ Âl-i İmrân Suresi'nin 31. ayetinde şöyle buyuruyor:
"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin." (Âl-i İmrân, 3/31)
Bu ayet, Allah sevgisi ile Peygamber Efendimize uymak arasındaki ilişkiyi açıkça ortaya koymaktadır. Allah'ı sevdiğini söyleyen kimsenin, bu sevgisinin bir gereği olarak Peygamber Efendimizin yoluna uyması gerekir.
Allah Teâlâ bir başka ayette şöyle buyuruyor:
"Kim Peygamber'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur." (Nisâ, 4/80)
Peygamber Efendimiz bizim için yalnızca geçmişte yaşamış bir peygamber değildir. O'nun hayatı kıyamete kadar bütün Müslümanlar için bir örnektir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
"Andolsun, Allah'ın Resûlü'nde sizin için güzel bir örnek vardır." (Ahzâb, 33/21)
Öyleyse Peygamber Efendimizi seviyorsak O'nun sünnetine sarılmalıyız. O'nun güzel ahlakını hayatımıza taşımalıyız. Doğruluğunu, merhametini, adaletini, affediciliğini ve insanlara karşı güzel muamelesini örnek almalıyız.
Peygamber sevgisi sadece sözle ifade edilen bir duygu değildir. Gerçek sevgi, insanın hayatında kendisini gösterir. Bir insan Peygamber Efendimizi sevdiğini söylüyorsa, bu sevginin ahlakında, ibadetinde, ailesine karşı davranışında, komşuluk ilişkilerinde, ticaretinde ve insanlarla olan muamelesinde bir karşılığı olmalıdır.
Peygamberimizi sevmek sözle başlar, O'na uymakla ispat edilir.