"Fabrika kurma, dükkân açma, işçiyle uğraşma; fon al, yat, bekle..."
Peki, işler tersine döndüğünde o rahatlığın bedelini kim ödüyor?
Bir köye bir tüccar gelir.
Köyün çevresinde çok sayıda maymun vardır. Tüccar her maymun için 10 dolar vereceğini söyler.
Köylüler önce şaşırır. Birkaç maymun yakalayıp getirirler. Tüccar parasını öder.
Sonra fiyat 20 dolara çıkar.
Ardından 25, 50 dolar...
Maymunlar azaldıkça fiyat yükselir. Köylüler artık tarlayı, dükkânı, asıl işlerini bırakıp maymun yakalamaya başlar.
Çünkü herkes aynı hesabı yapmaktadır:
"Bugün alırım, yarın daha pahalıya satarım."
Derken tüccarın yardımcısı gelir.
"Maymunları size 35 dolardan satayım. Tüccar dönünce 50 dolara satarsınız."
Köylüler birikimlerini ortaya koyar.
Borç alan olur.
Eşinden dostundan para toplayan olur.
Herkes aynı fırsatın peşine düşer.
Sonra tüccar da yardımcısı da ortadan kaybolur.
Köylülerin elinde maymunlar kalır.
Ama alıcı yoktur.
"Fabrika açma, fon al!"
Bugün bu hikâyeyi okurken köylüleri kolayca eleştirebiliriz.
Ama biraz durup kendimize bakalım.
Bir insan yıllarca çalışır.
Bir fabrika kurar.
Milyonlarca lira sermaye bağlar.
Makine alır.
Kira, elektrik, vergi, sigorta öder.
İşçi çalıştırır.
Üretim yapar.
Müşteri bulur.
Piyasayla uğraşır.
Gece gündüz işletmesinin başında durur.
Bir başkası çıkar ve şöyle der:
"Bunlarla niye uğraşıyorsun? Fabrika açma, dükkân açma. Fon al, yat. Kafan rahat. Bak keyfine."
Söz kulağa hoş gelir.
Çünkü emek istemez.
İşçi istemez.
Üretim derdi yoktur.
Müşteri derdi yoktur.
Sanki sadece parayı doğru yere koymak yeterlidir.
İşte insanın en kolay kandığı yer de burasıdır:
Emeksiz değil belki ama risksizmiş gibi gösterilen kazanç.
Bir dönem yüksek getiriler konuşulur.
Herkes birbirine ne kadar kazandığını anlatır.
Fonların getirileri ekranlarda parlar.
"Şu kadar kazandırdı."
"Buna giren köşeyi döndü."
"Fabrikayla, dükkânla uğraşılmaz."
"Paranı çalıştır."
Peki bugün?
O gün bütün hayatını, birikimini, servetini bu anlayışla fonlara bağlayanlar şimdi nerede?
Bu soruyu sormak, bütün fonları kötülemek değildir.
Fon, elbette bir yatırım aracıdır.
Mesele şudur:
Bir yatırım aracını anlamadan, riskini bilmeden, sadece geçmişteki kazancına bakarak bütün serveti oraya bağlamak doğru mudur?
Hz. Yusuf'un ekonomi anlayışı
Burada Hz. Yusuf'un kıssası bize bambaşka bir ekonomi anlayışı gösterir.
Bolluk yıllarında herkes tüketebilir.
Ama Hz. Yusuf bollukta geleceği düşünür.
Üretimi korur.
Kaynağı israf etmez.
Kıtlık yıllarına hazırlık yapar.
Yani mesele sadece "Ne kadar kazandık?" değildir.
Asıl mesele:
"Kazandığımızı nasıl yönettik?"
Bugün de aynı soruyu sormak gerekiyor.
Servetin tamamını tek bir alana mı bağladık?
Riskimizi dağıttık mı?
Yatırım yaptığımız şeyi gerçekten biliyor muyuz?
Getirinin arkasında gerçek bir ekonomik faaliyet var mı?
Yoksa sadece bizden sonra gelecek yatırımcının daha yüksek fiyata alacağına mı güveniyoruz?
Üreten insan neden küçümseniyor?
Asıl üzerinde düşünmemiz gereken mesele belki de budur.
Fabrika kuran insan ekonominin yükünü taşır.
Dükkân açan insan istihdam oluşturur.
Üreten insan vergi verir.
İşçi çalıştırır.
Mal ve hizmet üretir.
Risk alır.
Toplumun gerçek ekonomisini ayakta tutar.
Buna karşılık yalnızca fiyat hareketinden para kazanmayı hedefleyen bir anlayış, üretimden giderek uzaklaşabilir.
İslam iktisadının üzerinde durduğu üretim, ticaret, emek, gerçek mal ve hizmet, riskin paylaşılması ve helal kazanç ilkeleri tam da burada önem kazanır.
Kazanç elbette olacaktır.
Sermaye elbette değerlendirilecektir.
Ama paranın amacı sadece daha fazla para üretmek değil, gerçek ekonomik hayatın içinde değer üretmek olmalıdır.
Köydeki köylüler sonunda kafeslere baktı.
Maymunlar vardı.
Ama tüccar yoktu.
Bugün de yatırımcıların zaman zaman kendilerine şu soruyu sorması gerekiyor:
"Ben paramı gerçekten değer üreten bir yere mi koydum, yoksa herkes kazandığı için mi peşinden gittim?"
Çünkü fiyat yükselirken herkes kendisini zengin hissedebilir.
Asıl sınav, fiyat düştüğünde başlar.
Ve Hz. Yusuf'un bize hatırlattığı gibi, bolluk günlerinde alınmayan tedbirin bedelini kıtlık günlerinde ödemek zorunda kalırsınız.
Fonların, piyasaların, yatırımların adı değişir.
Ama ekonomik hayatın temel gerçeği değişmez:
Kazancın büyüklüğünden önce, kazancın kaynağına ve riskine bakmak gerekir.