Türkiye'nin ekonomik meselelerini yalnızca enflasyon, faiz ve hayat pahalılığı üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Asıl sormamız gereken soru şu: Ekonomi büyürken neden insanımız aynı ölçüde refaha kavuşamıyor?
Bir tarafta geçim derdiyle boğuşan emekliler, aldığı ücretle ailesini geçindirmeye çalışan işçiler, borç yükü altında ezilen esnaf; diğer tarafta paradan para kazanmanın üretmekten daha cazip hâle geldiği bir ekonomik anlayış var.
Bu topraklarda yetişmiş ve İslam'ın değerlerini gönülden benimsemiş biri olarak, bu tabloya yalnızca ekonomik bir mesele olarak bakamıyorum. Çünkü ekonominin merkezinde insan vardır. İnsanın huzuru, ailesinin geçimi ve geleceğe dair umudu yoksa büyüme rakamları tek başına ne ifade eder? Bizim ihtiyacımız, parayı değil insanı merkeze alan bir ekonomik anlayıştır.
İslam; ticareti, üretimi, emeği ve helal kazancı önemser. Faize karşı duruşu da yalnızca bir yasak üzerinden değil, ekonomik ilişkilerin adalet temelinde kurulması arayışı içinde değerlendirilmelidir. Elbette mesele yalnızca faize karşı çıkmak değildir. Asıl mesele, onun yerine üretimi, ortaklığı ve risk paylaşımını esas alan güvenilir modeller geliştirebilmektir.
Bir çiftçi üretimini artırmak istediğinde, bir esnaf işini büyütmeye çalıştığında, bir genç kendi işini kurmak istediğinde adil finansman imkânlarına ulaşabilmelidir. Sermaye, üretimden kopuk bir kazanç arayışının değil, topluma fayda sağlayan yatırımların destekçisi olmalıdır.
Bugün yaşadığımız ekonomik sorunlar karşısında İslam iktisadının sunduğu çözümleri yeniden düşünmeli ve anlamalıyız. Çünkü inanıyoruz ki İslam, yalnızca bireysel hayatımıza değil, ekonomik hayatımıza da adalet ve merhamet getiren bir yol gösterir. İslam'ın ortaya koyduğu ilkeleri doğru anlamalı, bilimsel çalışmalar yapmalı ve bunları hayatın içinde uygulanabilir çözümlere dönüştürmeliyiz. Amacımız yalnızca yanlışları göstermek değil, insanlığa daha adil bir düzenin mümkün olduğunu göstermektir.
Çünkü bizim için mesele sadece başka bir ekonomik sistem arayışı değil, İslam'ın adalet anlayışını hayatın her alanında yaşatabilmektir.
Her çektiğimiz sıkıntının tek nedeni zalim faiz sistemidir…
Tek nefes alacağımız sistem ise İslam'dır.
Adalet, İnsanın Sofrasında Başlar
Yıllarca çalışmış bir emeklinin temel ihtiyaçlarını karşılayamaması, bir işçinin aldığı ücretle geçinmekte zorlanması, bir esnafın dükkânını ayakta tutabilmek için mücadele etmesi hepimizin meselesidir.
Ekonomik adalet; emeğin karşılığını alması, vergi yükünün adil paylaşılması ve insanların insanca yaşayabilecek imkânlara kavuşmasıdır. Zekât, infak ve dayanışma gibi İslami değerler de bize, toplumun ihtiyaç sahiplerine karşı sorumluluğunu hatırlatır.
Ancak kalıcı çözüm, yalnızca yoksula yardım etmek değil, insanları sürekli yardıma muhtaç bırakan şartları da iyileştirmektir. Üretimi artırmak, istihdam oluşturmak, küçük işletmeleri güçlendirmek ve fırsat eşitliğini desteklemek bu nedenle önemlidir. Bir toplumda zenginlik artarken yoksulluk derinleşiyorsa, yalnızca ekonomiyi değil, adalet anlayışını da sorgulamak gerekir.
Genç Davetçilere Büyük Sorumluluk Düşüyor
İşte burada İslam'ın genç davetçilerine önemli görevler düşüyor.
Ben gençliğimize gönülden inanıyor, İslam'a ve Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) muhabbet besleyen gençlerimizin bu ülkeye ve ümmete çok şey kazandırabileceğini düşünüyorum. Fakat bu sevginin yalnızca sözde kalmasını istemiyorum. Peygamberimizin örnekliğini hayatımıza taşımak; dürüstlükte, ticarette, adalette ve insanlara karşı sorumluluğumuzda da kendini göstermelidir.
Genç davetçilerimiz iktisat okumalı, Türkiye'nin ekonomik meselelerini takip etmeli, üreticinin, işçinin ve esnafın sorunlarını yerinde görmelidir. Faizi eleştirirken faizsiz finansın nasıl işleyeceğini, adaleti savunurken gelir dağılımının nasıl iyileştirileceğini de araştırmalıdır. Çünkü insanılara yalnızca sorunları anlatmak yetmez; çözüm üretmek de gerekir.
Gençlerimiz İslam iktisadını yalnızca anlatan değil; anlayan, geliştiren ve hayata geçirebilecek modeller ortaya koyan bir nesil olmalıdır.
İtiraz Etmek Yetmez, İnşa Etmek Gerekir
Türkiye'nin ihtiyacı; üretimi güçlendiren, emeği koruyan, küçük işletmeleri destekleyen ve ekonomik imkânları daha adil dağıtan bir anlayıştır. İslam iktisadı, ahlaki ilkeleri ve alternatif finansman modelleriyle bu arayışa katkı sunabilir. Bunun yolu ise samimiyet kadar bilgi, liyakat, şeffaflık ve ciddi çalışmadan geçer.
Gençliğimizden beklentimiz büyük. İslam'ı seven, Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) gönülden bağlı olan gençlerimizin yalnızca eleştiren değil, çözüm geliştiren; yalnızca konuşan değil, eser ortaya koyan insanlar olmasını istiyorum.
Unutmayalım: Ekonominin başarısı yalnızca büyüme rakamlarında değil; emeklinin huzurunda, işçinin alın terinde, esnafın ayakta kalabilmesinde ve gençlerin geleceğe umutla bakabilmesinde saklıdır. Mesele yalnızca faiz düzenine itiraz etmek değil, yerine daha adilini kurabilmektir. Bunun için inancımızı bilgiyle, sevgimizi sorumlulukla, sözümüzü gayretle buluşturmalıyız.
Çünkü bu ülkenin de ümmetin de yalnızca dertlenen değil, dertlere çözüm üreten davetçi gençlere ihtiyacı var.