Bir zamanlar soyguncuyu tanımak kolaydı.

Karanlık bir sokak, yüzünü gizleyen bir adam, elinde silah ve hedefinde bir kasa…

Bugün ise soygunun biçimi değişti.

Kasa yerinde duruyor; fakat kasaya giden yol artık karanlık sokaklardan değil, plazalardan, yatırım ofislerinden, fonlardan, sosyal medyadan ve parlak başarı hikâyelerinden geçiyor.

Silahın yerini güven, maskenin yerini itibar, tehdidin yerini vaat aldı.

Son dönemde gündeme gelen fon soruşturması ve benzeri finansal suç iddiaları, yalnızca "Kim ne yaptı?" sorusunu değil, çok daha önemli soruları gündeme getiriyor.

Doymak bilmez arzularının nedeni ne?

Topluma rol model olarak sunulan bazı kişiler nasıl oluyor da bir süre sonra dolandırıcılık ve finansal suç iddialarının merkezinde yer alabiliyor?

Ve belki de en önemlisi:

Hırsızlık, dolandırıcılık ve soygun neden bu kadar yaygınlaşıyor?

Elbette bütün zenginleri, iş insanlarını veya toplumun üst gelir gruplarını aynı kefeye koyamayız.

Servet sahibi olmak suç değildir.

Büyük servetlerin önemli bir bölümü üretimin, girişimciliğin, yatırımın ve yıllarca süren emeğin sonucudur.

Sorun servet değil.

Sorun, insanın bir noktadan sonra "yeter" diyememesidir.

Para belli bir seviyeden sonra yalnızca ihtiyaçları karşılayan bir araç olmaktan çıkar.

Güç olur.

Statü olur.

İtibar olur.

Daha fazlasına sahip olma arzusu, zamanla daha büyük riskleri göze alma isteğine dönüşebilir.

İşte sınırın aşıldığı yer burasıdır.

Rol model nasıl dolandırıcıya dönüşür?

Toplumun önüne başarılı, güçlü ve güvenilir insanlar çıkarıyoruz.

Onların yaşamlarını, servetlerini, şirketlerini ve başarı hikâyelerini izliyoruz.

Sonra da doğal olarak şöyle düşünüyoruz:

"Bu kadar başarılı bir insan yanlış yapmaz"

Oysa başarı, ahlakın garantisi değildir.

İtibar, dürüstlüğün belgesi değildir.

Servet, güvenilirliğin kanıtı değildir.

Modern dolandırıcılığın en güçlü silahlarından biri de budur:

İnsana para kazandıracağını söylemeden önce kendisine güvenmesini sağlamak.

Çünkü insan çoğu zaman parasını bir yabancıya değil, güvendiği bir hikâyeye teslim eder.

Modern soygunculuk

Bugünün soyguncusu her zaman silah taşımaz.

Bazen takım elbise giyer.

Bazen sosyal medyada binlerce takipçisi vardır.

Bazen başarı hikâyesi anlatır.

Bazen çevresinde toplumun tanıdığı insanlar bulunur.

Bazen de arkasında son derece profesyonel görünen bir sistem vardır.

Bu nedenle modern soygunculuk, parayı zorla almak değildir.

İnsana parasını kendi eliyle teslim ettirmektir

Hırsızlık biçim değiştirmiş olabilir.

Ama temel mesele değişmemiştir:

Bir başkasının sahip olduğu şeyi, onun rızasını istismar ederek ele geçirmek.

Asıl kayıp para değil, güven.

Finansal sistemin en kıymetli unsurunun para olduğunu düşünürüz.

Oysa para ikinci sıradadır.

Birinci sırada güven vardır.

Para kaybedilebilir ve yeniden kazanılabilir.

Fakat güven kaybedildiğinde zarar çok daha büyüktür.

Dolandırılan insan yalnızca parasını kaybetmez.

Bir sonraki yatırım fırsatına, başka bir kuruma, hatta bazen başka insanlara güvenmekte zorlanır.

Bu nedenle finansal suçların gerçek maliyeti, kaybedilen milyonlardan ibaret değildir.

Güven kaybolduğunda toplumun tamamı zarar görür.

Belki de bugün sormamız gereken soru yalnızca "Paramızı kim çaldı?" değildir.

Asıl soru şudur:

Güvenimizi kim çaldı?

Çünkü modern dünyanın en ağır soygunlarından biri, insanların parasını değil, birbirlerine ve kurumlara duyduğu güveni çalmaktır.

Ve güven çalındığında, kayıp yalnızca bir kişinin hesabından değil, toplumun geleceğinden eksilir.