Her ay aynı soru: Maaş nerede, nereye gitti?

Daha dün hesaba yatmıştı. Bir kısmı kiraya, bir kısmı faturalara, kalanı mutfak masrafına gitti. Birkaç market alışverişi, ulaşım giderleri, çocukların ihtiyaçları derken hesap yeniden boşaldı. Ayın bitmesine daha günler var ama maaş çoktan bitti.

Vatandaşın artık ezberlediği bir hesap bu. Maaş yatıyor, borçlar ödeniyor, zorunlu ihtiyaçlar karşılanmaya çalışılıyor. Sonra geriye dönüp aynı soru soruluyor: Ben bu kadar çalışıyorum, peki param nereye gidiyor?

Asıl düşündürücü olan şu: İnsanların geçim mücadelesini anlamak, bazen ekonomi kitaplarındaki rakamları okumaktan çok daha zor hâle geliyor.

Profesörler anlatıyor, vatandaş yaşıyor!

Ekonomistler konuşuyor, araştırmalar yayımlanıyor, raporlar hazırlanıyor. Profesörler, doçentler ve sosyal araştırmacılar gelir dağılımını, tüketim alışkanlıklarını, enflasyonu ve hane bütçelerini inceliyor. Ancak bütün bu araştırmalara rağmen, insanların bu ekonomik koşullarda nasıl geçinebildiği hâlâ şaşkınlıkla karşılanıyor.

Peki gençlik bu tablonun neresinde?

Bugün gençler de aynı hayat pahalılığıyla karşı karşıya. Eğitimini tamamlamaya çalışan, iş arayan, ailesine destek olmak isteyen, ev kurmayı düşünen veya geleceğini planlamaya çalışan milyonlarca genç var.

Birçoğu daha yolun başında geçim kaygısıyla tanışıyor. Kimi gelecek planlarını erteliyor, kimi kendisini geliştirmek için imkân arıyor, kimi de bütün bu şartlar karşısında nasıl bir hayat kuracağını sorguluyor.

Fakat gençliği yalnızca sorun yaşayan bir kesim olarak görmek eksiktir.

Gençlik, bir ülkenin bugünkü dinamizmi; yarının ise fikrî, ahlaki ve toplumsal kurucu gücüdür.

Gençler yalnızca iş arayan, tüketen veya geleceği bekleyen insanlar değildir. Öğrenen, üreten, sorgulayan, sorumluluk alan ve yeni yollar açabilen bir güçtür. Bunun ortaya çıkması ise gençlere fırsat verilmesine, nitelikli eğitime, üretime katılabilmelerine ve düşüncelerini geliştirebilecekleri alanlara bağlıdır.

Davetçi gençliğin sorumluluğu daha büyük

Özellikle davetçi gençlerin burada ayrı bir sorumluluğu var.

Davet, yalnızca güzel söz söylemek veya insanlara doğruları anlatmak değildir. Anlattığı değerleri hayatın içinde görünür kılmak, insanın derdiyle dertlenmek ve toplumun meselelerine çözüm aramak da davetin bir parçasıdır.

Geçim sıkıntısı yaşayan bir aileye sabrı anlatırken onun yükünü anlamak; borç altında ezilen bir insana ahlaki öğüt verirken adaletin ve merhametin gereğini hatırlamak; iş arayan bir gence nasihat ederken onun kendisini geliştirebileceği imkânlar için gayret göstermek gerekir.

Davetçi gençlik, toplumun acılarına uzaktan bakan değil, o acıları anlamaya çalışan bir gençlik olmalıdır.

İslam'ın adalet, emanet, helal kazanç, yardımlaşma ve kul hakkı ilkeleri yalnızca konuşmalarda kalmamalıdır. Bu ilkeler ticarette, çalışma hayatında, aile ilişkilerinde ve toplumsal dayanışmada karşılık bulmalıdır.

Gençler ekonomik meseleleri öğrenmeli; üretimi, finansmanı, borç ilişkilerini ve gelir dağılımını anlamaya çalışmalıdır. Bir yandan kendilerini yetiştirirken diğer yandan ihtiyaç sahiplerine destek olmalı, meslek öğrenen gençlere yardımcı olmalı, güvenilir dayanışma ağları kurmalı ve toplumun sorunlarına uygulanabilir çözümler geliştirmelidir.

Çünkü insanlara daha adil bir hayatın mümkün olduğunu anlatanların, bu hayatın nasıl kurulabileceği üzerine de düşünmesi gerekir.

Ümmeti değiştirecek gençlik, önce kendisini yetiştirmelidir

Ümmetin geleceği üzerine konuşmak kolaydır. Asıl mesele, bu geleceği inşa edecek donanıma sahip olmaktır.

Bilgi sahibi olmayan heyecan çabuk tükenebilir. Ahlaki temeli olmayan güç, başkalarına zarar verebilir. Toplumun gerçeklerinden uzak kalan söylemler ise insanların hayatına dokunamayabilir.

Bu nedenle gençliğin hem ilim hem ahlak hem de beceri bakımından kendisini geliştirmesi gerekir. Ekonomiyi bilmeyen, toplumun ihtiyaçlarını tanımayan, üretmenin ve iş birliği kurmanın yollarını öğrenmeyen bir gençlik, iyi niyetine rağmen çözüm üretmekte zorlanabilir.

Davetçi gençlik; okuyarak, araştırarak, meslek edinerek, üreterek, istişare ederek ve insanlarla sahici ilişkiler kurarak güçlenmelidir.

Değişim yalnızca başkalarından beklentiyle başlamaz. İnsanın kendi sorumluluğunu üstlenmesiyle, çevresine fayda sağlamasıyla ve ortak iyilik için emek vermesiyle gelişir.

Ancak burada önemli bir nokta var: Gençlere bütün toplumsal sorunların yükünü tek başlarına yüklemek de doğru değildir. Onların önünü açmak, eğitim ve çalışma fırsatlarını artırmak, fikirlerini ifade edebilecekleri güvenli alanlar oluşturmak ve emeklerinin karşılığını alabilecekleri şartları geliştirmek toplumun ortak sorumluluğudur.

İslam iktisadı yalnızca para meselesi değildir

İslam iktisadına bu açıdan baktığımızda mesele yalnızca faiz, zekât veya ticaret kurallarından ibaret değildir. İnsan emeğinin korunması, kazancın meşru yollarla elde edilmesi, borçlunun çaresizliğinden yararlanılmaması, israfın önlenmesi ve ihtiyaç sahiplerinin gözetilmesi de bu anlayışın temel parçalarıdır.

Bu ilkeler hem vatandaşın günlük hayatına hem de gençlerin toplumsal sorumluluk anlayışına yön verebilir.

Vatandaş parasını bilinçli yönetmeye çalışırken gençler de üretimi, meslek edinmeyi, dayanışmayı ve ekonomik adaleti güçlendirecek projeler geliştirebilir. Bir öğrenciye eğitim desteği vermek, bir gencin meslek edinmesine yardımcı olmak, ihtiyaç sahibi ailelerle dayanışmak veya küçük üreticilerin işlerini geliştirmelerine katkı sunmak somut adımlardır.

Bunlar bütün ekonomik sorunları tek başına çözmez. Fakat adalet ve dayanışma anlayışını hayata geçirmenin yollarını gösterir.

Son söz: Maaşın hesabını da geleceğin hesabını da sormalıyız

Vatandaş her ay aynı soruyu soruyor:

Maaş nerede, nereye gitti?

Genç ise başka bir soruyla karşı karşıya:

Ben nasıl bir gelecekte yaşayacağım ve bu geleceğin kurulmasında nasıl bir rol üstleneceğim?

Bu iki soru birbirinden ayrı değildir. Geçim kaygısıyla yaşayan bir toplumun gençleri geleceğe umutla hazırlanmakta zorlanabilir. Geleceğine güvenen, eğitim alabilen, üretebilen ve topluma katkı sunabilen gençlerin varlığı ise toplumun yarınları açısından büyük önem taşır.

Davetçi gençlik bu gerçeği görmeli; insanlara yalnızca sabrı değil, sorumluluğu da anlatmalı; yalnızca eleştirmeyi değil, çözüm üretmeyi de öğrenmelidir.

Ümmeti değiştirecek gençlik, kendisini toplumdan ayrı gören değil, toplumun yükünü anlayan gençliktir. İnsanların geçim derdini küçümsemeyen, emeğe değer veren, adaleti savunan ve öğrendiğini hayatına taşıyan gençliktir.

Çünkü değişim, insanların yaşadığı gerçek sorunları görmeden kurulamaz. Bir toplumun geleceği, gençlerinin yalnızca ne söylediğiyle değil, hangi bilgiyle yetiştiği, nasıl yaşadığı ve insanlara ne kadar fayda sağladığıyla da şekillenir.

Maaşın nereye gittiğini soran vatandaşın da geleceğini kurmaya çalışan gencin de ihtiyacı aynı yerde buluşuyor: Adalet, emek, güven ve insan onuruna yakışır bir hayat.