Diyarbakır için deprem gerçeği artık bir ihtimal değil. Çünkü son yıllarda artan sarsıntılar vakıayı ortaya koyuyor.

Dün olduğu gibi bugün de Diyarbakır'ın üzerinde görülmek istenmeyen bir tehlike var: Deprem!

24 Eylül'de Şanlıurfa'nın Karaköprü ilçesinde meydana gelen 5,4 büyüklüğündeki deprem Diyarbakır dahil çevre illerde de hissedildi. Deprem herhangi bir yıkıma yol açmadı; ancak yeniden hatırlattığı gerçek çok açık: Depremi önleyemeyiz, fakat depremde binalarımızın yıkılmasını önleyebiliriz.

Peki, Diyarbakır bu gerçekle ne kadar yüzleşiyor?

Aslında şehrin hafızası bize cevabı yıllardır anlatıyor.

Diyarbakır ve çevresi tarih boyunca önemli sarsıntılardan etkilendi. Ancak bu kentin deprem hafızasında en acı başlıklardan biri hiç kuşkusuz 1975 Lice Depremi oldu. 6 Eylül 1975'te meydana gelen depremde 2 bin 385 kişi hayatını kaybetti, 8 binden fazla yapı yıkıldı veya ağır hasar gördü.

Aradan yarım asır geçti.

Fakat deprem gerçeği ortadan kalkmadı.

Tam tersine, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler, Diyarbakır'ın ne kadar savunmasız olabileceğini ortaya koydu. Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler Diyarbakır'da da ağır yıkıma neden oldu. Kentte 7 bina yıkıldı; 411 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Hasar tespitlerinde 5 bin 494 binanın ağır, 2 bin 645 binanın ise orta hasarlı olduğu tespit edildi.

İşte asıl mesele tam da burada başlıyor.

Depremde hasar görmüş bir bina, deprem geçmişi olmayan bir bina değildir.

Özellikle 6 Şubat'ta ağır veya orta hasar aldığı tespit edilen yapıların durumu yalnızca o binalarda yaşayanların değil, bütün kentin meselesidir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının teknik açıklamalarında da orta hasarlı yapıların, taşıma gücündeki azalma giderilmeden/onarılmadan veya güçlendirilmeden kullanılmaması gerektiğini belirtiyor. Ağır hasarlı yapılarda ise taşıma gücü kaybı çok daha ciddi boyutta görünüyor.

Şimdi sormamız gereken şu sorular var:

Diyarbakır'da 6 Şubat'tan geriye kalan hasarlı yapıların ne kadarı güvenli hale getirildi?

Kaç bina güçlendirildi, kaçı yıkıldı?

Hangi yapılar hâlâ risk taşıyor?

Hangi binaların yeniden kullanımı teknik rapora dayanıyor?

Kentteki okullar, hastaneler, kamu binaları ve toplanma alanları ne durumda?

Bunların tamamı kamuoyunun önünde, açık ve anlaşılır biçimde cevaplanmalıdır.

Çünkü deprem hazırlığı, yalnızca deprem olduğu gün çadır kurmak değildir. Asıl hazırlık, deprem olmadan önce yapı denetimlerini gereği gibi yapmaktır.

Bugün yapılması gereken; deprem olduktan sonra enkazın başında toplanmak değil, enkaz oluşmasını engelleyecek iradeyi deprem olmadan önce ortaya koymaktır.

Bu noktada sorumluluk yalnızca vatandaşa yüklenemez.

Vatandaş kendi binasının durumunu sorgulamalı, şüpheli gördüğü yapılar için teknik inceleme talep etmeli, hasarlı binalara ilişkin uyarıları dikkate almalıdır. Ancak vatandaşın yapabileceğinin sınırı vardır.

Asıl büyük sorumluluk; merkezi idarede, yerel yönetimlerde, yapı denetim mekanizmalarında, ilgili meslek kuruluşlarında ve kent planlamasından sorumlu bütün kurumlarındır.

Diyarbakır'ın ihtiyacı olan şey yeni bir depremi beklemek değil; deprem gelmeden önce hesap verebilir, şeffaf ve bilimsel bir seferberlik başlatmaktır.

Bu unutulmamalıdır. Deprem öldürmez; dayanıksız yapı öldürür, ihmalkârlık öldürür, gecikmiş kararlar öldürür.

Diyarbakır bunu bir kez değil, defalarca yaşadı. Rabbim bir daha yaşatmasın ve sorumluluk alanlardan eylesin.