ABD'de 3 Kasım'da yapılan ara seçimlerde Cumhuriyetçi Donald Trump, ağır bir yenilgi aldı. Senato ve Temsilciler meclisine Demokratlar damga vurdu. Demokratların aldığı oy çokluğu ABD'deki siyasi dengeleri değiştirdi.

Resmi olmayan sonuçlara göre şu ana kadar sayılan oylarda senatoda Demokratlar 54 koltuk, Cumhuriyetçiler 44 koltuk kazandı. Temsilciler meclisinde ise 251'e, 155 koltukla yine Demokratlar, Cumhuriyetçilere büyük bir fark attı. Henüz oy sayımı devam ettiğinden bu verilerde küçük değişimlerin yaşanması beklense de Demokratların hem senato da hem de Temsilciler meclisinde çoğunluk sınırını aşarak Cumhuriyetçilere karşı kazandığı rahatlıkla söylenebilir. Zaten Trump dahil olmak üzere Washington yönetiminin çoğunluğu da bu yenilgiyi kabul etti.

Trump'ın, her ne kadar ABD başkanı olarak 2 yıl daha görev süresi kalsa da Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kaybetmesi nedeniyle ciddi anlamda zayıfladığını söylemek mümkün. Çünkü Temsilciler Meclisi ve Senato, Washington yönetiminin kararlarını, anlaşmalarını ve atamalarını reddetme hakkına sahip. Hatta kimi yetkililer hakkında soruşturma başlatma hakları da bulunuyor. Bu nedenle Trump, istediği gibi at koşturamayacak, Senato ve Temsilcilerin Meclisinden oluşan Kongreden onay beklemek ya da uzlaşmak zorunda kalacak.

Cumhuriyetçiler, seçimleri kaybetmelerindeki en büyük etkenlerden birinin İran'a karşı savaş ve sonrasında yaşanan gelişmeler olduğunu kabul etti. Şüphe yok ki İran'a karşı başlattıkları savaş hem ABD'yi hem siyonist rejimi bir çıkmaza soktu.

Trump, İran'da yönetimi değiştirmeyi hedefliyordu. İşler hesapladığı gibi gitmedi. Tump, Gazze'yi Hamas'ı da yok edeceğini söylüyordu, fakat gelinen noktada kendisi yok olma sürecine girdi.

Trump'a seçimleri kaybettiren en önemli etken kuşkusuz ki siyonizmin boyunduruğu altına girmesiydi. Trump, bunun farkına varmış olacak ki seçimlerin hemen akabinde yıl sonu itibariyle işgal rejimine verdiği desteği kesebileceğini açıkladı. İşgal rejiminin sözde Cumhurbaşkanı Herzog ise Trump'ın yardımları kesme kararına “şok” olduğunu belirtti. Trump'ın sözünün bir bağlayıcılığının olup olmadığı elbette tartışılır. Çünkü siyonizm ile göbekten bağlılığı var.

Joe Biden döneminde işgal rejimine yüklü miktarda mühimmat desteği sağlanmıştı. ABD'deki Brown üniversitesine bağlı Watson Uluslararası ve Kamu İşleri Enstitüsü, 7 Ekim 2024'te yaptıkları araştırmanın sonuçlarını paylaşmıştı. Araştırma, 7 Ekim 2023 – 30 Eylül 2024 tarihleri arasında ABD'nin israile sağladığı desteğin maliyetini ele alıyordu. ABD'nin söz konusu tarih aralığında işgal rejimine 22 milyar dolardan fazla harcama yaptığı bu araştırma ile ortaya çıkarılmıştı. Bu meblağ, siyonist rejimin Gazze'ye yönelik saldırılarında kullandığı mühimmatın yüzde 70'ine tekabül ediyordu.

Gazze'nin kanını ellerine bulaştıran eski ABD Başkanı Joe Biden, nasıl ki seçimleri kaybetti ise Gazze'nin kanını akıtan Trump da aynı akıbeti yaşayacaktır. Sadece Trump değil siyonist rejime destek çıkan kim varsa aynı akıbeti yaşayacaktır. Buna şahit olmaya başladık bile…

Sırbistan ve Brezilya'da yapılan seçimler de bize bunu gösterdi. Sırbistan'da erken genel seçimde, 12 yıldır iktidarda olan Siyonist destekçisi Aleksandar Vucic seçimleri kaybetmedi mi? Vucic, Tel Aviv'in güçlü müttefiki olmakla övünüyor, siyonist rejime askeri destek sağlıyor ve silah ticareti yapıyordu. Hatta 17 Eylül'de israil tasarımı insansız hava araçlarının montajını yapacak bir fabrika açmıştı. Sırbistan'da seçimleri kazanan Öğrenci Listesi Partisinin öncü adayı Ilija Srdanovic ise savaş bölgelerine silah ihracatını durdurma sözü vermiş, “israilin Gazze Şeridi'nde Filistin halkını yok etmeye yönelik sistematik girişimine ortak olmayacağız.” demişti.

Yine Brezilya'da da siyonist destekçileri seçimleri kazanamadı. Tel Aviv'in politikalarına karşı çıkan Cumhurbaşkanı Lula da Silva, siyonist yanlısı rakibi Flávio Bolsonaro karşısında zafer kazanmış ve yeniden devlet başkanı seçildi.

Hakikat budur ya Gazze'nin kanına bulaşanlar yok olmaya mahkumdur. Gazze'nin masum bebeklerinin kanına girenler kaybetmeye mahkumdur. Gazze'nin mazlum halkının kanına girenler zelil olmaya mahkumdur ve öyle de olmuştur.

Gazze'nin katili Trump'ı Nobel Barış Ödülü'ne ısrarla aday gösterenler kaybetmeye mahkumdur. Gazze'deki soykırımın destekçisi Trump'ın dostu olmakla övünenler kaybetmeye mahkumdur. İşgal rejimini “kötü” görüp, siyonistlerin sahibi olan ABD'yi dost görenler kaybetmeye mahkumdur. Dünyada yeni bir süreç başlamıştır. Gazze'nin dostları kazanacak, Gazze'nin düşmanları kaybedecektir. Kaybetmek istemeyenler bu durumu göz önünde bulundurmak zorundadır.