6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, İstanbul Sözleşmesi'nin Türkiye iç hukukundaki yansımasıdır. Türkiye 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmiş olsa da bu durum 6284 sayılı kanunun yürürlüğünü etkilemedi, kanun uygulanmaya devam ediyor. Şüphesiz ki bu kanun acil durumlarda şiddet mağdurlarının yaşam hakkını ve fiziksel bütünlüğünü korumayı amaçlayan hayati bir işleve sahiptir. Ancak uygulamada yaşanan denetimsizlikler ve matbu kararlar, kanunun zaman zaman amacından saptırılarak bir "intikam aracı" şeklinde kullanılmasına zemin hazırlamaktadır.
6284 sayılı kanundan kısaca bahsetmek gerekirse, herhangi bir belge ve delil aranmaksızın başvuran kişilerin lehine, tedbir talebi istenilen kişilerin ise aleyhine kanunda sayılan tedbirlere hükmedilmesini öngören kanundur. 6284 sayılı kanunun en çok tartışılan yönü, 8. maddesinin 3. fıkrasında yer alan ve koruyucu tedbir kararlarında belge veya delil aranmayacağını öngören düzenlemedir. Durumun aciliyeti gözetildiğinde, ilk başvuru anında delil aranmaması mağduru korumak adına anlaşılabilir bir mantığa dayanmaktadır. Ancak herhangi bir sınırlama olmaksızın, her tekrarlayan başvuruda da delil ve belge şartının aranmaması kanunun en büyük eksikliklerinden biridir.
Bir meslektaşım, yaşadığı durumu şöyle aktarmıştı:
"İmam nikâhlı eşi evi terk etmiş olan bir adam bana geldi. Eşinin evi terk ettikten sonra hakkında uzaklaştırma kararı aldırdığını söyledi. Eşinin evi neden terk ettiğini açıklayan adam, bu karara itiraz etmemi istedi. Söz konusu karara itiraz ettik ancak iki cümlelik matbu bir gerekçeyle itirazımız reddedildi. Üç ay sonra adam tekrar geldi ve eski eşinin hakkında yeniden uzaklaştırma kararı aldığını söyledi. Bu süreçte eşiyle hiç temas kurup kurmadığını sordum, evi terk ettiğinden beri hiçbir şekilde görüşmediğini belirtti. Karara tekrar itiraz ettik fakat sonuç değişmedi. Aradan üç ay geçtikten sonra adam yeniden geldi, eski eşi bir kez daha uzaklaştırma kararı aldırmıştı. Bu durum tam bir yıl boyunca sürdü; kadın her üç ayda bir, hiçbir yeni olay veya delil olmaksızın uzaklaştırma kararını yeniletti. Her seferinde kararın tebliği için adam karakola çağrılıyordu. Sonradan anladık ki meğer eski eş, sırf intikam almak ve karşı tarafı yıldırmak amacıyla bu mekanizmayı kullanıyormuş."
Mesleki uygulamada, özellikle çekişmeli boşanma süreçlerinde, tedbir kararlarının zaman zaman taraflardan biri üzerinde baskı kurmak veya yargısal süreçte avantaj sağlamak amacıyla kullanıldığı yönünde örneklerle ve şikâyetlerle karşılaşıyoruz. İlk başvurudaki delil aramama şartı aciliyet ilkesiyle izah edilebilse de hiçbir yeni vaka yokken tekrarlayan başvurularda da delil aranmaması, hukukun açıkça kötüye kullanılmasına yol açmaktadır.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de (B. No:2019/42029) 6284 sayılı kanun kapsamında verilen tedbir kararlarına yönelik itirazların, ileri sürülen esaslı iddialar karşılanmadan ve yeterli gerekçe ortaya konulmadan reddedilmesinin gerekçeli karar hakkı bakımından ihlal oluşturabileceğine karar vermiştir.
Ayrıca kanunun adı "Ailenin Korunması" olsa da uygulamadaki bu denetimsizlikler ortada korunacak bir aile bırakmamakta aksine kötüye kullanım durumlarında taraflar arasındaki husumeti derinleştirerek aile yapısının tamamen dağılmasına sebep olmaktadır.
Sonuç olarak, 6284 sayılı kanunun gerçek şiddet mağdurlarını koruma işlevi muhafaza edilirken, tekrarlayan tedbir taleplerinde somut gerekçe ve delil aranması yönünde yapılacak bir yasal düzenleme şarttır. Aksi takdirde kanun, mağduru koruyan bir kalkan olmaktan çıkıp, haksız bir cezalandırma ve intikam aracı olmayı sürdürecektir.