Son dönemde kamuoyunda en çok tartışılan konulardan biri, sosyal medya platformlarında kimlik doğrulamasının zorunlu hale getirilmesine yönelik hazırlıklar olmuştur. Özellikle 12. Yargı Paketi kapsamında gündeme gelen bu tartışma, ifade özgürlüğü ile kamu güvenliği konularını yeniden ele almıştır. Peki sosyal medyada kimlik doğrulaması zorunluluğu getirilmesi gerçekten ifade hürriyetini kısıtlar mı?

Adalet Bakanlığı, İletişim Başkanlığı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile ilgili diğer kurumların yürüttüğü çalışmalar kapsamında, sosyal medya platformlarına girişlerde e-Devlet üzerinden kimlik doğrulaması yapılmasına ilişkin çeşitli değerlendirmeler kamuoyuna yansımıştır. Henüz Resmî Gazete'de yayımlanmış bir düzenleme bulunmadığından, mevcut tartışmalar büyük ölçüde yapılan açıklamalar üzerinden değerlendirilmiştir.

Konuya ilişkin açıklamalara bakıldığında düzenlemenin temel amacının; sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık, siber zorbalık, dezenformasyon, yasa dışı bahis ve benzeri suçlarla mücadele etmek olduğu görülmektedir. Gerçekten de günümüzde sosyal medya platformları yalnızca bireylerin fikirlerini açıkladığı alanlar olmaktan çıkmış, aynı zamanda toplumun gündeminin şekillendiği mecralar haline gelmiştir. Bu nedenle anonim hesaplar maskesiyle yapılan yönlendirmeler, itibar suikastları ve çeşitli manipülatif paylaşımlar ciddi sonuçlar doğurabilmektedir.

Kamuoyuna yansıyan bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla planlanan sistemde amaç, kullanıcıların gerçek kimliklerinin platformlar ve devlet nezdinde doğrulanmasıdır. Bununla birlikte kişilerin sosyal medya hesaplarında kullanacakları isimler, profil fotoğrafları veya hesap tasarımları bakımından bir zorunluluk öngörülmemektedir. Başka bir ifadeyle, kişinin gerçek kimliğinin bilinmesi ile bu kimliğin kamuya açık olması farklı hususlardır.

Anayasa’nın 26. maddesi düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü güvence altına alırken, aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerin kamu düzeni, milli güvenlik ve başkalarının haklarının korunması gibi sebeplerle kanunla sınırlandırılabileceğini de kabul etmektedir. Bu nedenle meseleye yalnızca “özgürlük” veya yalnızca “güvenlik” penceresinden bakmak yerine, her iki değeri birlikte koruyabilecek bir denge kurulması gerekmektedir.

Bu noktada ifade özgürlüğünün kısıtlandığı yönündeki eleştirilerin değerlendirilmesi gerekir. Şayet düzenleme yalnızca hesap sahibinin kimliğinin doğrulanmasını amaçlıyor ve paylaşımların içeriğine yönelik yeni sınırlamalar getirmiyorsa bunun doğrudan ifade hürriyetini ortadan kaldırdığını söylemek zordur. Zira ifade özgürlüğü sınırsız bir hak olmadığı gibi, başkalarının haklarının korunması ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla belirli ölçülerde sınırlandırılabilen bir haktır.

Kanaatimizce sosyal medyada sahte hesaplar üzerinden işlenen suçların, dolandırıcılık faaliyetlerinin ve propaganda girişimlerinin önüne geçilebilmesi için kimlik doğrulamasına yönelik bir düzenleme gereklidir. Ancak bu sistem kurulurken kişisel verilerin korunması, veri güvenliği ve alternatif doğrulama yöntemleri gibi hususların göz önüne alınması gerekir.

Nitekim yalnızca e-Devlet üzerinden doğrulama yapılması halinde, sistemdeki aksaklıklarda milyonlarca kullanıcının platformlara erişiminde sorunlar yaşanabilecektir. Bu nedenle doğrulama yöntemlerinin çeşitlendirilmesi ve teknik altyapının güçlü şekilde oluşturulması önemlidir.

Düzenlemenin nihai şekli Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra hem ifade özgürlüğü hem de kamu güvenliği bakımından sonuçlarını köşemizde yeniden değerlendireceğiz. Bu tür bir düzenlemenin etkili biçimde uygulanması halinde sosyal medya üzerinden işlenen bazı suçların azaltılmasına katkı sağlayabileceği açıktır.