Türkiye'nin "Terörsüz Türkiye"yi konuştuğu, toplumsal barışın ve kardeşliğin güçlendirilmesinin hayati önem taşıdığı bir dönemde eğitim alanından yaşanan bazı problemler ciddi biçimde sorgulanır hale gelmiştir.
2013 yılında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ilköğretimde okutulmasına ilişkin yönetmelik hükmü kaldırılan "Öğrenci Andı'nın" bugün ilkokul ders kitaplarında yeniden karşımıza çıkması doğrusu büyük bir hayal kırıklığı ve talihsizlik olarak görülmektedir. Bu sorun ortada basit bir kitap tercihi değil, eğitim politikası bakımından cevaplanması gereken ciddi bir mesele vardır. Nitekim MEB de 2018'de Andımız'ın okutulmasına ilişkin yönetmelik hükmünün 2013'te kaldırıldığını açıkça belirtmişti.
Bundan iki hafta önce Van'dan bir öğrenci velisi beni aradı. Sayın Başkanım, ilkokul ders kitaplarında "Öğrenci Andı" neden hâlâ yazılı duruyor? Benim ilkokul çağındaki oğlum bana "Baba! Ben Türk değilim ki neden bu kitapta yazılı olan metinde (Ne mutlu Türk'üm ve varlığım Türk varlığına armağan olsun) ifadeleri geçiyor? Başkanım doğrusu bundan ciddi anlamda rahatsız oldum. Bununla ilgili bir açıklamanız olmayacak mı? Diye de ekledi. Bunun üzerine ben de ilkokul ders kitaplarını inceledim ve gerçekten de hala bazı ders kitaplarında " Öğrenci Andı" yazılı duruyor. O yüzden MEB yetkililerine bir çağrı niteliğinde bu yazıyı kaleme aldım.
Ve diyorum ki:
Kim, hangi gerekçeyle, hangi pedagojik ihtiyaçtan hareketle bunu yeniden ders kitaplarına taşımaktadır?
Bu soruların cevabı verilmeden "Terörsüz Türkiye" hedefinden söz etmek, toplumun zihnindeki haklı soru işaretlerini ortadan kaldırmaz.
Çünkü mesele yalnızca bir metin değildir. Mesele, devletin çocuklara hangi aidiyet anlayışını ve hangi mefkureyi öğrettiğidir.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli; öğrencilerin inanç, kimlik ve sosyoekonomik farklılıkları nedeniyle dezavantajlı hâle gelmemesini, adalet, saygı ve sorumluluk değerleri etrafında erdemli insan yetiştirilmesini hedeflediğini açıkça ortaya koymaktadır. Modelin temel yaklaşımında farklılıkları dikkate alan, sorgulayan, ahlaklı, saygılı ve erdemli nesiller yetiştirme hedefi bulunmaktadır.
O hâlde eğitim sisteminin bir tarafında farklılıkları önemseyen yeni bir maarif anlayışı kurulurken, diğer tarafında geçmişin tek tipçi ve dışlayıcı aidiyet tartışmalarını yeniden gündeme taşıyan ifadeler neden dolaşıma sokulmaktadır?
Kendisini Kürt, Türk, Arap, Zaza veya başka bir kültürel kimlikle tanımlayan vatandaş, devletin eğitim sisteminde kendisini gerçekten eşit ve değerli hissedebiliyor mu?
İç cepheyi güçlendirmek, çocuklara kimlik dayatmakla değil; her çocuğun devletine güvenmesini sağlamakla mümkündür.
Bu ülkenin çocuklarına birbirlerinden üstün kimlikler değil; adalet, kardeşlik, merhamet, ahlak, sorumluluk ve ortak gelecek bilinci öğretilmelidir.
Artık yeni neslin dimağını geçmişin sert kimlik kalıplarıyla şekillendirmekten vazgeçmek gerekiyor. Şovenist, ayrıştırıcı ve tek tipçi söylemler eğitim politikalarının dili olmamalıdır.
Türkiye gerçekten "Terörsüz Türkiye" istiyorsa, bunun yolu yalnızca güvenlik politikalarından değil, adil bir eğitim anlayışından da geçmektedir.
Çocukların zihnine duvar örerek değil, gönüllerine köprü kurarak güçlü bir Türkiye inşa edilir.
İç cepheyi tahkim edecek olan "Andımız" değil; adalet, özgürlük, kardeşlik ve ortak aidiyettir.