Önceki yazımızda doğum ve ölümü doğrudan etkileyen temel dinamiklere işaret edeceğimize değinmiştik.
Bu bağlamda, doğum ve ölümü doğrudan etkileyen temel dinamik genellikle sosyal politikalar ve refah seviyesi ile ilişkili görülüyor. Bu çerçeveden bakıldığında kimi devletler için başarı kimisi için de başarısızlık var.
Yaşlanma, refah devletinin bir başarısı olarak görülür. Çünkü evrensel sağlık hizmetlerinin yaygınlaşması, yeni tedavilerin ortaya çıkması ve halk sağlığının bir sosyal politika meselesi olarak kabul edilmesi burada önemli bir etkendir.
Bununla birlikte ücretsiz ve kaliteli eğitime erişimdeki sorunlar, ücretli annelik izinlerinin sınırlı olması, kadınların daha fazla iş sahalarına teşvik edilmesi, aile dostu olmayan kentleşme ve konut sorunu gibi alanlarda toplumsal yapıya uygun sosyal politikalar üretilmemesi, doğurganlığın hızla düşmesine neden oluyor.
Peki, hangi politikalar demografik krizi önlemede etkili olur?
Toplumların zaman içinde yüksek doğum ve ölüm oranlarından düşük doğum ve ölüm oranlarına doğru yaşadığı yapısal nüfus dönüşümü demografik geçiş olarak nitelendirilir.
Türkiye, 2010’lu yıllarla birlikte demografik geçişin yeni bir aşamasına girmiş, bu dönemde hem ölüm hem de doğum oranları düşük seviyelerde sabitlenmiştir.
Türkiye demografik geçişi Batı Avrupa’dan çok daha geç tecrübe etse de bu dönüşümü çok daha hızlı yaşamanın getirdiği risklerle yüzleşmek zorunda kalmıştır.
Bu demografik dönüşümler, işgücü piyasasında daralma, sosyal güvenlik sistemlerinde finansman sorunları ve yaşlı bağımlılık oranının artması gibi ekonomik riskler barındırır.
Demografik dönüşümler; hane halkının küçülmesi, aile ve akraba ilişkilerinin dönüşmesi, nesiller arası ilişkilerin zayıflaması, yalnızlaşma gibi toplumsal riskleri de beraberinde getirir.
Riskleri azaltmak adına, yetersiz sosyal politikaları güçlendirerek doğurganlığın daha da düşmesini önlemek ve toplam doğurganlık hızını 2,1 seviyesine yaklaştırmaya yönelik çaba gösterilmesi gerekiyor.
Aktif yaşlanma ile yaşlanan nüfusun ekonomiye ve topluma katkı vermesi için yeni imkânlar geliştirirken aynı zamanda yaşlanan nüfusun refahını da gözetecek politikalar üretmek gerekiyor.
Uzun vadede riskleri azaltacak adımlar, doğru adımlarla desteklenen sosyal politikalardır. Burada en büyük sorumluluk devletlere, hükümetlere düşüyor.