Bir ekran görüntüsü insanı mahkûm etmeye yeter mi? Yakın zamanda bir meslektaşım üstlendiği bir dosyada yaşadığı hukuk skandalını bana şöyle anlatmıştı:

"Müvekkilim esnaf, kendisinden eşya alan bir kadın IBAN'dan parayı göndereceğini söylüyor. Kadının banka hesabında para olmayınca bu sefer, eve geçince IBAN'a parayı gönderirim deyip işyerinden ayrılıyor. Müvekkil, kadının vermiş olduğu telefon numarasına IBAN numarasını gönderiyor. Aradan 1 saat geçince müvekkil neden parayı göndermediniz? diye soruyor. Kadın bu sefer başka bir numaradan müvekkile mesaj atarak neden beni taciz ettin? diye yazmaya başlıyor. Halbuki gerçekte taraflar arasında herhangi bir taciz söz konusu değildir. Kadın parasını ödemedi, üstelik gidip müvekkil hakkında şikayetçi olmuş. Şikayet dilekçesinin ekinde bir Whatsapp sohbet görüntüsü eklemiş, yukarıda müvekkilin numarası var sanki müvekkil kendisine mesaj atmış gibi görünüyordu. Yaptığımız incelemelerde kadının başka bir numaradan kendisine mesaj attığını, mesaj attığı kişiyi de rehbere müvekkilin numarası olarak kaydettiğini tespit ettik. Mesela müvekkilin telefon numarası +90 599 999 99 99 olsun, kadın kendisine +90 555 555 55 55 numaralı telefondan mesaj atmış olsun. Whatsapp uygulamasında mesaj atan kişinin adını istediğiniz gibi kaydedebilirsiniz. Bu olayda da kadın gerçekte mesaj atan +90 555 555 55 55 numarasını kişilere müvekkilin telefon numarası olan +90 599 999 99 99 numarası olarak kaydetmiş. Yani ilk bakışta sanki müvekkil mesaj atmış gibi görünüyordu. Bunu mahkemede anlatmamıza rağmen mahkeme müvekkile ceza verdi."

Meslektaşımın beyanına göre; olayda kadın, adama tuzak kurmuş, bu tuzak meslektaşım tarafından hâkime anlatılmasına rağmen mahkeme mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Meslektaşımın beyanına göre dosyada sadece tek bir fotoğraf karesi var, kadın herhangi bir şekilde telefonunu polislere incelenmesi için vermemiş, gerçekte böyle bir konuşma olup olmadığına dair polis tarafından herhangi bir tutanak tutulmamıştır. Ceza yargılamasında tek bir fotoğraf karesinin tek başına mahkûmiyete esas alınabilmesi için mutlaka üzerinde inceleme yapılması lazım ancak mahkeme, herhangi bir inceleme yapmadan karar kurmuştur.

Bu durum; problem yaşadığınız veya hiç tanımadığınız birine çok rahat bir şekilde komplo kurabileceğiniz anlamına gelmektedir. Çünkü meslektaşımın yaşadığı olayda olduğu gibi, bazı hâkimler maddi gerçeği araştırma yükümlülüğünü göz ardı edebiliyor. Doğruluğu şüpheli, belki de yapay zekayla üretilmiş bir ekran görüntüsü, herhangi bir araştırma ve bilirkişi incelemesi yaptırılmadan mahkûmiyet için yeterli görülebiliyor. Günümüzde sadece rehberde isim değiştirmek değil yapay zeka ile doğrudan sahte sohbet geçmişleri, sahte ses kayıtları ve deepfake videolar üretiliyor. Ne yazık ki gelişen yapay zekaya rağmen hâkim ve savcılarımızın teknolojik gelişmelerden geride kaldığına şahit olmaktayız. Oysaki Yargıtay neredeyse her kararında “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin altını çizmektedir. Bu ilke, eğer olayda herhangi bir şüphe varsa bunu sanık lehine yorumla diye okunur. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin üstünde önemle durduğu bu ilke varken uygulamada genellikle bunun gözetilmediğini gözlemlemekteyiz. Olayda bir şüphe varsa bundan genelde sanık faydalanamıyor.

Hâkimler, hukukun en temel ilkeleri ve teknolojik gelişmelerden bile haberdar değilse sıradan bir vatandaş Türkiye'de hukuka nasıl güvensin? Vatandaşın başına herhangi bir olay gelse kendisini nasıl savunsun? Ceza Muhakemesi Kanununa göre sanığın lehine ve aleyhine olan bütün delillerin toplanması gerekmektedir. Ancak sadece sanığın aleyhine olan deliller toplanıyorsa sanık olarak yargılanan vatandaş ne yapsın? Hal böyleyken Türkiye'de hukuka olan güvenin hala tam oturmadığını söyleyebiliriz.

Adalet Bakanlığı veya HSK tarafından gelişen yapay zekanın ceza yargılamalarında nasıl bir etki yarattığına dair herhangi bir çalışma yapıldığına şahit olmadık. Kanaatimizce hâkim ve savcılara, teknolojik gelişmelerin özellikle yapay zekanın ceza yargılamalarında olası tehlikelerini bilmek ve bunları bertaraf etmek için eğitim verilmesi gerekir. Aksi takdirde gelecekte yapay zeka kumpaslarına karşı yargı çaresiz kalacaktır.

Ayrıca belirtelim Türkiye'de işini layıkıyla yapan çok değerli hâkim ve savcılarımız da bulunmaktadır. Bu yazımızda eleştirilerimiz işini layıkıyla yapmayan, işin kolayına kaçan hâkim ve savcıların bu davranışlarının Türkiye'de hukuk güvenirliğini nasıl da kötü etkilediğini anlatmaya yöneliktir.