Bir insanı kurşunla öldüren katile "cinayet işledi" deriz.

Peki ya bir insanı yıllarca faiz sarmalıyla nefessiz bırakıp, evini dağıtıp, çocuklarını yetim bırakıp, sonunda onu intihara sürükleyenlere ne diyeceğiz?

Onların işlediği suç yalnızca tefecilik değildir.

Bu, insanın canına, malına, haysiyetine ve ailesine kasteden sistemli bir zulümdür.

Kur'an'ın diliyle ifade edersek, bu yeryüzünde fesadı büyütmektir.

Rabbimiz faizi sadece yasaklamamış, onun toplumda açacağı yıkımı da haber vermiştir:

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve eğer gerçekten iman etmişseniz faizden arta kalanı bırakın. Eğer bunu yapmazsanız, Allah ve Resûlü tarafından size açılmış bir savaşı bilin." (Bakara, 278-279)

Kur'an'da pek az günah için bu kadar ağır bir ifade kullanılmıştır.

Çünkü faiz üretmeden kazanmanın, emek vermeden sömürmenin ve çaresizliği sermayeye dönüştürmenin adıdır.

Tefecilik ise bunun en vahşi, en kanunsuz ve en acımasız şeklidir.

"Allah faiz yiyene, yedirene, yazana ve ona şahitlik edene lanet etmiştir. Onların hepsi günahta eşittir."

"Faizin yetmiş küsur derecesi vardır. En hafifi, kişinin kendi annesiyle zina etmesi gibidir."

Bu hadisler, faizin ve onun etrafında kurulan sömürü düzeninin İslam nazarındaki ağırlığını göstermektedir.

Bugün ülkenin birçok şehrinde, özellikle ekonomik sıkıntının daha ağır hissedildiği bölgelerde, tefecilik yalnızca bireysel bir suç olmaktan çıkmış, kimi zaman organize suç yapılarının gelir kapılarından biri hâline gelmiştir.

Borçluya önce para uzatılır.

Sonra senet alınır.

Ardından katlanan faizler...

Bitmeyen nitelikli tehditler...

Gece yarısı telefonları...

İş yerine baskılar...

Aile fertlerine gözdağı...

Ve nihayet...

Bir ev dağılır.

Bir yuva söner.

Bir çocuk, babasını ya mezarda ya da cezaevinde ziyaret eder.

Haber sitelerine düşen her intihar haberi yalnızca bir ölüm değildir.

Arkasında çoğu zaman konuşulamayan borçlar, söylenemeyen tehditler ve görünmeyen korkular vardır.

Nice esnaf kepenk kapatmıştır.

Nice çiftçi toprağını satmıştır.

Nice genç, daha hayatının baharında "çıkış yolu kalmadı" diyerek canına kıymıştır.

Nice anne, oğlunun ardından ağıt yakmıştır.

Nice çocuk, babasının neden eve dönmediğini anlayamadan büyümüştür.

Bunlar kuru istatistik değildir.

Bunlar parçalanmış hayatlardır.

Tefeci, yalnızca bir suçlu değildir,

Aileleri dağıtan, ocakları söndüren ve insanları ölüme sürükleyen karanlık bir düzenin aktörüdür.

Başkalarının gözyaşıyla servet büyüten bir sömürücüdür.

Yetimin lokmasına el uzatan, borçlunun uykusunu çalan, annenin duasını aha dönüştüren bir zulüm düzeninin parçasıdır.

Hiçbir medeniyet, hiçbir ahlak, hiçbir din bunu meşru göremez.

Buradan devletimizin ilgili kurumlarına da açık bir çağrıda bulunuyoruz.

İçişleri Bakanlığımızı...

Adalet Bakanlığımızı...

Cumhuriyet başsavcılıklarını...

Emniyet Genel Müdürlüğünü...

Jandarma Genel Komutanlığını...

MASAK başta olmak üzere mali suçlarla mücadele eden bütün kurumları...

Bu organize suç ağlarına karşı daha kararlı, daha koordineli ve daha kapsamlı bir mücadele yürütmeye davet ediyoruz.

Mesele yalnızca kayıt dışı para değildir.

Milletin huzuru, ailelerin geleceği ve kamu düzenidir.

Kanunların öngördüğü bütün imkânlar kullanılarak bu suç şebekelerinin finans kaynakları ortaya çıkarılmalı, mağdurlar korunmalı ve suçtan elde edilen kazançlara el konulmalıdır.

Bir çağrımız da iş dünyasına,

Kanaat önderlerine,

Sivil toplum kuruluşlarına ve hayır sahiplerine...

Borç batağındaki insanı yalnız bırakmayın.

İnsanlar çoğu zaman tefecinin kapısını isteyerek değil, çaresizlikten çalar.

Bir uzanan el, bir danışmanlık, bir hukuk desteği, bir faizsiz dayanışma modeli; belki de bir ailenin dağılmasını önleyecektir.

Bir devletin gücü, yalnızca sınırlarını korumasıyla ölçülmez.

Vatandaşını korku ve sömürü düzeninden ne ölçüde koruyabildiğiyle de ölçülür.

Tefecilik, mafyalaşma ve organize suç yapılanmaları, yalnızca bireylerin değil, toplumun güven duygusunu hedef alır.

Bu sebeple bunlarla mücadele, sadece bir asayiş meselesi değil, hukuk, adalet ve insan onuru meselesidir.

Hiç kimse çaresizliğinden dolayı suç örgütlerinin insafına terk edilmemelidir.

Bir millet, en zayıf ferdinin hukukunu koruyabildiği ölçüde güçlü, en çaresiz insanına sahip çıkabildiği ölçüde büyüktür.