"Erkeği Dönüştürme Atölyesi" üzerine...

Bazen insan memleketin gündemine bakınca, "Acaba biz aynı ülkede mi yaşıyoruz?" diye düşünmeden edemiyor.

Bir tarafta iş bulamadığı için umudunu bavuluna koyup memleketini terk eden gençler… Bir tarafta uyuşturucu tacirlerinin pençesine düşen çocuklar…

Bir tarafta borç yükü altında ezilen aileler…

Faiz ve tefecilik kıskacında nefes alamayan insanlar…

Boşanmaların arttığı, evlilik yaşının yükseldiği, aile kurumunun her geçen gün biraz daha yıprandığı bir tablo…

Öbür tarafta ise büyük bir heyecanla duyurulan programın adı:

"Demokratik Toplumun İnşasında Erkeği Dönüştürme Atölyesi."

İnsan gerçekten hayran kalıyor! Şaşmamak lazım, geçmişte etek giydirilip sokaklara saldılar, bu gün atölyeye alırlar tabi ki...

Onursuzluğun en rezil yapısı LGBT'yi, onur diye meydanlara sunanlardan ne beklenir ki?

Demek ki memlekette bütün problemler çözülmüş.

Uyuşturucu bitmiş…

Tefecilik tarihe karışmış…

Genç işsizliği sona ermiş…

Aileler huzura kavuşmuş…

Şimdi de sıra gelmiş erkeği "güncellemeye!"

Doğrusu, böyle bir öncelik sıralaması ancak güçlü bir hayal gücüyle açıklanabilir.

DEM Parti çizgisindeki DBP ve aynı siyasi çevrede faaliyet gösteren bazı yapıların kamuoyuna yansıyan bu tür etkinlikleri ister istemez şu soruyu akla getiriyor: Gerçekten halkın gündemi bu mu?

Mahallelerde anneler evlatlarını bağımlılıktan kurtarmaya çalışırken…

Babalar borçlarını nasıl ödeyeceğini düşünürken…

Gençler iş bulamadığı için gelecek umudunu kaybederken…

Siz çıkıp "erkeği dönüştürme" atölyesi düzenliyorsunuz. Azer'in çağdaş putlarını mı yapıyorsunuz? İbrahimlerimiz çoktur hatırlatırız bunu...

Toplum yangın yerine dönmüş, siz perde rengini tartışıyorsunuz.

Hiç kimse kadına yönelik şiddeti savunamaz.

Hiç kimse aile içindeki zulmü meşrulaştıramaz.

Bunlar tartışmaya açık değildir.

Fakat bütün erkekleri peşinen "dönüştürülmesi gereken bir sorun" gibi sunan bir dil de toplumsal barış üretmez.

Çözüm; kadın ile erkeği ideolojik cephelere ayırmak değil, ikisini de hukuk, adalet ve sorumluluk ekseninde güçlendirmektir.

Toplumu ayakta tutan şey kavga değil dengedir.

Daha ilginç olan ise önceliklerdir.

Kürt gençlerinin bugün en büyük ihtiyacı nedir?

Ahlâklı ve Güven dolu bir gelecek.

Temiz bir çevre.

Uyuşturucudan uzak mahalleler.

Borç batağına düşmeyen aileler.

Tefecilerin korku salamadığı sokaklar.

Gençlerin umutla evlenebildiği, yuva kurabildiği bir hayat. (Gerçi bunlar AİLE'yi tehlike olarak görüyorlar)

Çocukların güven içinde büyüdüğü bir toplum.

Fakat bunların yerine sürekli ideolojik başlıklar servis ediliyor.

Sanki toplumun bütün meseleleri çözülmüş de geriye insanın tabiatını yeniden tarif etmek kalmış. İnsan olmadan, insanlık öğretemez kimse..

Toplumun en büyük yarası bugün ahlâkî çözülmedir. Müsebbibi ve nedenleri de belli...

Bağımlılık yaşı düşüyor.

Sanal kumar aileleri çökertiyor.

Alkol ve uyuşturucu nice ocağı söndürüyor.

Tefeciler insanların çaresizliğini kazanca dönüştürüyor.

Borç yüzünden dağılan yuvalar her geçen gün artıyor.

İşte bunlar konuşulmayı hak eden meselelerdir.

Toplumun enerjisi, gençleri bağımlılıktan kurtarmaya, aileyi güçlendirmeye ve ahlâkı yeniden ayağa kaldırmaya harcanmalıdır.

Yıllardır toplumsal cinsiyet ve aile politikaları etrafında yürütülen tartışmalarda farklı siyasi hareketlerin benimsediği yaklaşımlar da yoğun biçimde tartışılıyor. Bu tartışmalarda aile kurumunun nasıl korunacağı, çocukların nasıl yetiştirileceği ve toplumsal değerlerin nasıl güçlendirileceği konusunda toplumun farklı kesimlerinin farklı görüşleri bulunuyor. Böyle temel konuların sloganlarla değil, geniş toplumsal uzlaşıyla ele alınması daha sağlıklı olacaktır.

Siyasetin görevi insanı laboratuvara sokup yeniden tasarlamak değildir. Haddine de değildir.

Siyasetin görevi, insanın onurunu koruyacak şartları oluşturmaktır.

Gençlere umut vermektir.

Aileyi güçlendirmektir.

Bağımlılıkla mücadele etmektir.

Tefeciliğin kökünü kazımaktır.

Adaleti sağlamaktır.

Güçlü toplumlar, birbirini "dönüştürmeye" çalışan ideolojik projelerle değil; birbirine güvenen ailelerle, ahlâklı nesillerle ve umut sahibi gençlerle yükselir.

Belki de artık gerçekten yeni atölyeler açmanın zamanı gelmiştir.

"Uyuşturucuyla Mücadele Atölyesi."

"Tefecilikle Mücadele Programı."

"Aileyi Güçlendirme Çalıştayı."

"Gençleri Mesleğe ve Hayata Hazırlama Akademisi."

"Borç Kıskacındaki Ailelere Destek Merkezi."

ve hatta,

"Başkasının maşası olmama atölyesi"

İnanın, bu başlıklar toplumun vicdanında çok daha güçlü karşılık bulacaktır.

Çünkü milletin derdi ideolojik vitrinler değildir.

Milletin derdi evladını kaybetmemektir.

Ailesini ayakta tutmaktır.

Helâl lokmasını kazanmaktır.

Çocuklarına temiz bir gelecek bırakmaktır.

İbrahimler, Selahaddinler, Süleymanlar yetiştirmektir...

Toplumun gerçek gündemi budur.

Siyasetin de rotası, sloganların alkışına değil, milletin derdine çevrildiği gün, en büyük dönüşüm zaten kendiliğinden başlayacaktır.