Bir zamanlar Mısır sarayında genç bir adam vardı: Hazreti Yusuf (aleyhisselâm).

Güzelliğiyle, yalnızlığıyla, nefsiyle imtihan edildi. Önünde günah kapıları açılmış, bütün şartlar hazırlanmıştı. Kimse görmüyordu. Fakat Yusuf'un bildiği bir gerçek vardı: Allah görüyordu.

Ve o, nefsinin istediğini değil, Allah'ın rızasını seçti.

Bugün bizim imtihanımızın kapısı ise saray kapısı değil; telefon ekranı.

Bir oda, bir telefon, birkaç saniye…

Kimsenin görmediğini düşündüğümüz o anlarda aslında karakterimiz ortaya çıkıyor.

Kur'an, müminlere gözlerini haramdan sakınmalarını emrediyor. (Nûr, 24/30) Peygamber Efendimiz de harama bakmayı "gözün zinası" olarak nitelendiriyor. (Sahih Müslim)

Burada mesele yalnızca harama bakmamak değil. Asıl mesele, iradene sahip çıkabilmek.

Çünkü bugün telefon sana sürekli bir şeyler söylüyor:

"Bir video daha izle.

"Biraz daha bak."

"Kimse görmüyor."

"Bunda ne var?"

İşte tam orada insan kendisine şu soruyu sormalı: "Telefonu ben mi kullanıyorum, yoksa telefon mu beni kullanıyor?"

Gerçek güç, her istediğine ulaşabilmek değildir. Gerçek güç, ulaşabildiğin halde vazgeçebilmektir.

Bir görüntü çıktıysa kapatabilmek…

Bir hesap seni günaha sürüklüyorsa takipten çıkabilmek…

Bir video nefsini harekete geçiriyorsa devamını izlememek…

Ve gerektiğinde, hiç düşünmeden telefonu bırakabilmek.

Çünkü bazen en büyük ibadetlerden biri, kimsenin görmediği bir anda nefsine "hayır" diyebilmektir.

Yusuf aleyhisselâmın imtihanında kapılar kapandı.

Bugün ise ekran açılıyor.

Sen irade sahibi bir insansın.

Telefon senin elinde olmalı; sen telefonun elinde olmamalısın.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:

"Allah için telefonu kapatabileceğim bir iradem var mı?"

Çünkü gerçek yiğitlik, insanların yanında güçlü görünmek değil; kimsenin görmediği anda, Allah için harama "hayır" diyebilmektir.

Bazen telefonu kapatmak, sadece ekranı kapatmak değildir.

Nefsin önünde bir kapıyı kapatmaktır. Ve o kapının ardında seni bekleyen şey, belki de Allah'a biraz daha yakın bir kalptir.