Bir toplumun temelini oluşturan en önemli unsur ahlâktır. Ahlâkın ve maneviyatın korunmasına yardımcı olan en önemli araç ise kanunlardır. İslâmi ve insani düzeyde gelişmiş bir toplumun inşasında ahlâkî değerler büyük bir rol oynar. Ancak günümüzde, toplumun çeşitli alanlarında zulmün yaygınlaştığını görüyoruz. Bu zulüm yalnızca ekonomik, siyasi, hukuki ve sosyal boyutlarda değil, manevi ve ahlâkî düzeyde de kendini gösteriyor.

Sağlıklı ve gelişmiş bir toplum oluşturma çabası var ama bu da temel insani ve İslâmi değerlerin korunmasına bağlıdır. Toplumun ilerlemesi, hayatın, dinin, aklın, neslin ve mülkiyetin korunması ile mümkün olur. Bu bağlamda, edebe ve ahlâka aykırı davranışların mutlaka denetlenmesi gerekiyor. Bunu sağlamak ise ancak değerler eğitimi ve toplumsal yapımızla uyumlu kanunlarla mümkündür. Ahlâk, hukuk ve toplum bir bütünün parçalarıdır; biri diğerinden ayrıldığında sosyal adaletin dengesi bozulur. Çünkü ahlâkî, insanî ve İslâmi bir toplumun oluşmasında bu üç unsur birbirini destekleyen yapı taşlarıdır.

Sosyal adaletin sağlanması, bireylerin birbirine güven duyduğu, sevgi, şefkat ve merhameti esas alan bir aile yapısıyla mümkündür. Dolayısıyla, aile kurumunun dayanışma içinde olması, birlik ve beraberliğini koruması, ahlâkî yozlaşmalardan uzak durması hayati önem taşıyor. Bu doğrultuda, aile yapımızı koruyacak hukuki düzenlemelerin yapılması, bireylerin erdemli ve ahlaklı davranışlara teşvik edilmesi için gerekli eğitimlerin verilmesi kaçınılmazdır.

İdeolojik, ahlâk dışı, insanî değerlere aykırı ekonomik ve sosyal tehditlere karşı aile kurumunu koruyacak hukuki tedbirler alınmalıdır. Günümüzde, gayri ahlâkî ve edepsiz birçok davranışın toplum içinde normalleştirildiğine, itirazlara rağmen göz yumulduğuna şahit oluyoruz. Manevi ve ahlâkî çöküş, sosyal çözülme ve İslâmî kimliğimizin zedelenmesi gibi sorunlar sadece yürürlüğe konulan yasalarla sınırlı değil. Bu durum, eğitim ve manevi kurumlarımızın yetersizliğine de işaret ediyor.

Toplumsal değişimin anahtarı, dinî ve ahlâkî eğitimin güçlendirilmesi, aile birlikteliğinin korunması ve insani değerlerin yeniden inşasıdır. Kanunlar, toplumun niteliği düzelmediği sürece anlam kazanamaz. Bu yüzden geçici çözümler yerine kalıcı çözümler üretilmeli. Batı tarzı yaşam biçimlerini İslâmî bağlamda araştırıp model almanın sağlıklı bir çözüm olacağını düşünmüyorum. Bunun yerine, hayatın manevi temelleri güçlendirilmeli, bireylerde ve toplumda vicdani, insani ve ahlâkî bir anlayış geliştirilmelidir.

Aksi takdirde, en iyi reformlar, en sıkı kanunlar bile suçluluğu, ahlâksız tutum ve davranışları, sapkınlıkları ortadan kaldırmayı başaramaz. Toplum içinde birlik ve beraberliği sağlamak, aile ve sosyal hayatın hedeflerine ulaşmak ve toplumsal ahengi tesis etmek için Kur’an ve Sünnet bizlere doğru istikameti gösterecektir.