Hamd alemlerin Rabbine, Salat ve Selam da O'nun pak Resul'üne olsun.

Açıklanan son veriler, aylık enflasyonda son dönemin en düşük oranlarından birinin görüldüğünü ortaya koyuyor.

Rakamlar teknik olarak olumlu bir tabloyu işaret ediyor olabilir.

Ancak sokağa çıktığınızda, pazarda alışveriş yapan emekliyle konuştuğunuzda, mutfak masrafını hesaplayan anneye kulak verdiğinizde bambaşka bir gerçekle karşılaşıyorsunuz.

Çünkü ekonomik hayat yalnızca istatistik cetvellerinde yaşanmıyor.

Vatandaş için ekonomi; sabah aldığı ekmeğin fiyatında, akşam ödediği elektrik faturasındadır.

Bugün Türkiye'de birçok aile için temel mesele enflasyonun kaç puan düştüğü değil, satın alma gücünün ne kadar arttığıdır.

Çünkü maaşlar artarken fiyatlar daha hızlı yükseliyorsa, vatandaşın cebindeki para nominal olarak büyüse de reel olarak küçülmektedir.

Burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husus var.

İslam iktisadı yalnızca rakamsal büyümeyi değil, bereketi ve adaleti esas alır. Servetin belli ellerde toplanmasını değil, toplumun geneline yayılmasını hedefler.

Kur'an-ı Kerim'de servetin zenginler arasında dolaşan bir güç haline gelmemesi gerektiği vurgulanırken, ekonomik sistemin merkezine sosyal denge yerleştirilmiştir.

Bugün yaşadığımız hayat pahalılığı sorunu da aslında sadece bir fiyat sorunu değildir.

Aynı zamanda gelir dağılımı, üretim yapısı ve piyasa ahlakı meselesidir.

Faiz merkezli ekonomik anlayışın küresel ölçekte ortaya çıkardığı sonuçlar ortadadır.

Sermaye üretimden uzaklaşırken, kazanç emeğin değil paranın etrafında şekillenmektedir.

Bunun neticesinde dar gelirli kesim her geçen gün daha fazla yük taşımakta, servet ise belirli kesimlerde yoğunlaşmaktadır.

Oysa İslami ekonomi; üretimi, ticareti ve paylaşımı teşvik eder. Karşılıksız kazancı değil, alın terini yüceltir.

Spekülasyonu değil, reel ekonomiyi destekler. Bu nedenle ekonomik başarı yalnızca enflasyonun düşmesiyle değil, vatandaşın refahının artmasıyla ölçülmelidir.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey rakamlarla vatandaş arasındaki mesafeyi kapatmaktır.

Market raflarındaki fiyatlar gerilemeden, kira yükü hafiflemeden, gençlerin gelecek kaygısı azalmadan ve ailelerin alım gücü yükselmeden ekonomide tam anlamıyla bir rahatlamadan söz etmek mümkün değildir.

Elbette enflasyondaki gerileme önemlidir ve desteklenmelidir. Ancak unutulmamalıdır ki ekonomi, ekranlarda açıklanan verilerden önce insanların hayatında hissedilir.

Sofradaki bereket artıyorsa ekonomi düzeliyordur.

Çünkü vatandaş, açıklanan rakamlara değil; pazardaki etikete, mutfaktaki berekete ve evindeki huzura inanır.

Vatandaşın gönlünü tablolar değil, sofrasındaki bereket ikna eder.

Selam ve Dua ile…