Toplumların değerleri vardır. Bu değerler, sadece hukukla değil; kültürle, inançla ve ahlakla da şekillenir. Son yıllarda özellikle Batı merkezli medya ve reklam dünyasının, insan ile hayvan arasındaki sınırları bilinçli şekilde bulanıklaştırdığına şahit oluyoruz. Bunun son örneklerinden biri de Bosch markasının köpeklerin "evlat edinildiği" temalı reklamıdır.
Bir köpeğe iyi davranmak elbette güzel bir davranıştır. Sokakta aç, susuz ve sahipsiz kalan bir canlıya merhamet göstermek insanlığın gereğidir. Ancak bir hayvanı "çocuk", bir köpeği "evlat" gibi sunmak; insan ile hayvan arasındaki yaratılış farkını ortadan kaldırmaya çalışan tehlikeli bir anlayışın ürünüdür. Çünkü köpeğin annesi de köpektir; insanın annesi ise insandır. Bu kadar temel bir hakikatin bile tartışmaya açılması, modern dünyanın düştüğü kimlik krizinin göstergesidir.
Bu noktada özellikle vurgulanması gereken en önemli hakikatlerden biri de anneliğin kutsallığıdır. İslam'da anne, son derece yüce bir makama sahiptir. Kur'an ve sünnet, anneye hürmeti imanın bir parçası olarak görür. Peygamber Efendimiz'in (Sallallahu Aleyhi Vessellem) "Cennet annelerin ayakları altındadır" hadisi, anneliğin ne kadar ulvi bir makam olduğunu açıkça ortaya koyar. Anne, sadece bir birey değil; hayatın taşıyıcısı, rahmetin ve şefkatin en somut tezahürüdür.
Bugün Batı toplumlarında yalnızlaşan insanın yerini çoğu zaman evcil hayvanlar dolduruyor. Aile kurumunun zayıflaması, doğum oranlarının düşmesi ve bireyciliğin kutsanması sonucu insanlar çocuk yerine hayvan beslemeye yönlendiriliyor. Reklamlar da tam olarak bunu normalleştiriyor. "Pet parent" yani "hayvan ebeveyni" gibi kavramlar tesadüf değildir. Bu dil bilinçli şekilde üretilmektedir. Amaç; insanı kendi fıtratından uzaklaştırmak, annelik ve babalık gibi kutsal kavramları sıradanlaştırmaktır.
Ne yazık ki bu kültürel akım, Müslüman toplumlara da dayatılıyor. Sosyal medya, diziler, reklamlar ve popüler kültür aracılığıyla köpek sevgisi, adeta modernliğin ölçüsü gibi sunuluyor. Oysa İslam medeniyetinde merhamet vardır; fakat merhamet ile kutsallaştırma aynı şey değildir. Müslüman toplumlar hayvana eziyet etmeyi reddeder ama insan ile hayvanı aynı statüye koymaz. Çünkü insan, Allah'ın yeryüzündeki halifesi olarak yaratılmıştır. İnsan ile hayvan arasında hukuk, sorumluluk ve değer bakımından temel bir fark vardır.
Hz. Muhammed'in hayvanlara olan şefkati ise tüm insanlığa örnek olacak düzeydedir. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Peygamberimizin hayvanlara şefkati, onları insanlaştırmak anlamına gelmez. O, hayvanlara merhameti öğretti ama insanın değerini hayvan seviyesine indirmedi. Bugün bazı çevrelerin yaptığı tam da budur. Çocuk sahibi olmayı yük gibi gösterirken, köpeği "evlat" olarak pazarlamak; insanlığın geleceği açısından ciddi bir savrulmadır. Anne köpek, kendi yavrusunun annesidir; insan çocuğunun annesi ise insandır. Bu doğal ve ilahi düzeni bulanıklaştırmak hem fıtrata hem de toplumsal yapıya zarar verir.
Bir toplumun geleceği, aileyle ayakta kalır. Reklamların, popüler kültürün ve ideolojik kampanyaların insanı kendi doğasından koparmasına izin verilmemelidir. Hayvana merhamet edilir; ama insanın yerine konulmaz. Çünkü insan, sadece biyolojik bir canlı değil; aklı, vicdanı, sorumluluğu ve ruhuyla yaratılmış özel bir varlıktır.
Ve tüm bu tartışmaların merkezinde unutulmaması gereken en temel gerçek şudur: Annelik ister insan ister başka bir canlı söz konusu olsun, kendi türü içinde anlamlıdır; ancak insan söz konusu olduğunda annelik, Allah'ın insana bahşettiği en yüce rollerden biridir ve kutsallık derecesinde saygıyı hak eder. İslam'ın anneye yüklediği değer, modern dünyadaki hiçbir kavramsal manipülasyonla eşitlenemez ya da gölgelenemez.