Dünya genelinde ve Türkiye pazarında yaygın olarak satılan bazı büyük hayvan yemi/mama markalarının; Purina, Mars Petcare ve Hill's Pet Nutrition gibi firmaların, İsrail’e destek verdiği veya İsrail ile bağlantılı olduğu iddia edilen küresel şirketlerle ortaklıkları, finansal döngüleri ya da sahiplik ilişkileri bulunduğu öne sürülmektedir. Türkiye’nin kaynakları, hayvan yemi/"mama" adı altında siyonist sermayeye akıtılmaktadır. Yerel lobi ise bu küresel çarkın gönüllü taşeronluğunu yapmaktadır.

Bu yapının en stratejik silahı, kavramlar üzerinden yürüttüğü dil mühendisliğidir. Rasyonel zemini yok etmek amacıyla “kedi/köpek” yerine “can dost”, “hayvan yemi” yerine ise “mama” kavramı bilinçli olarak yerleştirilmiştir. Oysa dünyanın pek çok dilinde (İngilizce, Fransızca, Rusça, Çince vb.) doğrudan “anne” anlamına gelen “mama” kelimesinin tercih edilmesi, meseleyi bilimsel bir problemden çıkarıp duygusal bir kutsallık alanına hapsetme çabasıdır. Bu dilsel dönüşüm sayesinde, rasyonel çözüm öneren herkes kolaylıkla “vicdansız” veya “hayvan düşmanı” ilan edilerek susturulmaktadır.

Türkiye, son yıllarda kontrolsüz artan sokak hayvanı popülasyonuyla beraber, bu sorun etrafında şekillenen devasa ve denetimsiz bir ekonomik düzenle de karşı karşıya kalmıştır. Kamuoyunda “hayvan yemi/mama lobisi” olarak adlandırılan bu yapı, toplumun merhamet duygusunu ticari bir araca dönüştürürken, oluşan siyasi kutuplaşmayı da kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmektedir.

Bu tablo artık basit bir hayvan hakları meselesi olmaktan çıkmış; duygular üzerine inşa edilen, büyüme odaklı ve hesap vermeyen bir sektörün hikâyesine dönüşmüştür. MASAK denetimlerine de yansıyan veriler, bağış toplayan bazı sivil toplum kuruluşları ile ticari işletmeler (yem üreticileri, veteriner klinikleri) arasındaki sınırların belirsizleştiğini göstermektedir. Aynı isimlerin hem yardım derneklerinde hem de ticari şirketlerde yer alması, “yardım” ile “rant” arasındaki etik çizgiyi yok etmiştir.

İddiaların merkezinde oldukça somut bir ekonomik model yer almaktadır. Türkiye’de evcil hayvan sektörünün 70 milyar TL’lik bir hacme ulaşması, bu alanın neden bu kadar agresif biçimde savunulduğunu açıklamaktadır. Ortada sadece hayvan sevgisi değil; küresel şirketlerin, yerel paydaşların ve organize yapıların bölüştüğü dev bir pazar bulunmaktadır.

Sokak hayvanları adına toplanan milyonların kişisel lüks harcamalara ve hayvan refahıyla ilgisi olmayan alanlara aktarıldığına dair bulgular, sistemin nasıl bir yozlaşma içine girdiğinin kanıtı olarak gösterilmektedir. Bu düzenin bekası, sorunun çözülmemesine bağlıdır. Sokaktaki hayvan sayısı arttıkça bağış kampanyaları büyümekte, yem tüketimi artmakta ve “acil yardım” çağrıları süreklilik kazanmaktadır.

Kısırlaştırma ve sahiplendirme gibi kalıcı, bilimsel çözümler bu ekonomik çarkı yavaşlatacağı için, gerçek çözümlere karşı gösterilen sert tepkilerin ardında duygusal reflekslerden ziyade ekonomik kaygıların bulunduğu ileri sürülmektedir.

Bugün Türkiye’de sokak hayvanları meselesi, vicdan ile rant arasına sıkışmıştır. Gerçek hayvanseverlerin emeği ve toplumun saf merhameti, şeffaf olmayan bu düzen tarafından istismar edilmektedir. Bu karanlık finansal ağların denetlenmesi, bağış süreçlerinin sıkı bir takibe alınması ve duygular üzerinden kurulan bu manipülatif sistemin sorgulanması artık bir zorunluluktur. Aksi takdirde hem toplum güvenliği hem de hayvan refahı, bu rant odaklı döngünün kurbanı olmaya devam edecektir.

Sokaklar, çocuklarımız ve güvenliğimiz; hayvan yemi/"mama lobisinin" cirosundan daha değerlidir.

Stratejik bir öneri:

Türkiye’nin gerçekleri göz önüne alınarak; deprem arama-kurtarma, narkotik arama, mayın tarama ve sınır güvenliği gibi kritik alanlarda uzmanlaşacak yeni bir yerli köpek ırkı geliştirme projeleri hayata geçirilebilir. Bu sayede köpek popülasyonundan toplumsal fayda adına daha verimli şekilde yararlanılabilir.

Örneğin Çin, kendi yerli kurt köpeği ile Alman Çoban Köpeğini melezleyerek görev odaklı yeni bir ırk ortaya çıkarmıştır. Benzer bir modelle Türkiye de kendi coğrafi koşullarına ve ihtiyaçlarına uygun, görev bilinci yüksek özel ırklar geliştirerek bu alanda daha güçlü bir sistem kurabilir.