Gösteriş mi? /Gönül mü?

Evlilik, insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir kurumdur. Eskiden sadece iki insanın değil, iki ailenin birleşmesi demekti. Bir ömür boyu sürecek bir ortaklık, sevgi, saygı, emek yani saf bir aşk üzerine kurulu bir bağdı. Ama artık işler biraz değişti. Günümüzde evlilik daha çok sosyal medya paylaşımlarına, düğün salonlarına ve gösterişe dönüşmüş durumda.

İstatistik sonuçlarına göre erkeklerde evlenme yaşı 28,3, kızlarda ise 25,5'e kadar yükselmiş durumda.

Mesela evlilikle ilgili kelimelere bir bakalım…

Gelin, "aileye dışarıdan GELEN kişi" demek.

Damat, "Eve giren ERKek."

Görümce, "gelin GÖRMEYE giden kız kardeş."

Kaynana, "hısımlıkla ANA"

Bunlar sadece kelime değil, eskiden ailedeki rollerin, ilişkilerin bir göstergesiydi. Şimdi çoğumuz bu kelimeleri duyunca aklımıza dizi sahneleri, tartışmalar geliyor. Oysa bu kavramlar bir zamanlar sevgi, saygı ve dayanışmanın temsiliydi.

Çok manidar bir örnek vereyim;

Kız isteme töreninde gelin adayının damada tuzlu kahve vermesi vardı mesela. Eğer kız damadı istemiyorsa, kahveyi epey "tuzlu" yapardı. Damat da bu nazik mesajı alır, saygıyla geri çekilirdi. Eğer gelin damadı istiyorsa, kahveye biraz "bal" bile katardı.

Ne güzel, zarif bir iletişim şekliydi. Şimdi ise kahveye bolca tuz dökme geleneği sadece sosyal medyada gülünüp geçilen bir şova dönüştü.

Kına geceleri de değişti. Eskiden gelin için bir veda gecesiydi. Baba evine vedaydı, gözyaşı dökülürdü, duygular doruktaydı. Bugün baktığımızda, kına gecesi sanki ikinci bir düğün gibi. DJ, sahne şovları, konfeti... Hüzün yerini eğlenceye bıraktı. Hatta duygular bile biraz arka planda kaldı.

Çeyiz konusu da öyle. Annenin, anneannenin yıllarca işlediği danteller, el emeği göz nuru eşyalar vardı eskiden. Şimdi çoğu şey hazır alınıyor, kredi kartıyla alınıp paketleniyor. El emeğinin yerini mağaza vitrinleri almış gibi.

Nişan ve düğün törenleri de benzer bir hale geldi. Nişan artık sadece bir yüzük takma ve sosyal medyaya "nişanlandık" yazma anı.

Düğün ise adeta bir görsel şölen. Düğün salonları, organizasyon firmaları, fotoğraf çekimleri, uçuk masraflar... Aileler maddi olarak ciddi yük altına giriyor. Gösteriş uğruna yapılan bu harcamalar evliliğin başında bile insanları yoruyor. Oysa eskiden önemli olan törenin büyüklüğü değil, verilen sözün ağırlığıydı.

Takı merasimleri bile değişti. Eskiden takılar, yeni kurulan eve destek olsun diye takılırdı. Şimdi kim ne taktı ne kadar taktı konusu konuşuluyor. Yardımlaşmanın yerini sanki bir yarış havası aldı.

Toplumumuzda Aile olmanın değeri hâlâ çok yüksek olsa da Evliliği devam ettirme biçimleri günümüzde farklılaştı.

Bugün birçok evlilik, çok hızlı başlayıp hızlıca yıpranıyor. Çünkü temelinde sabır, saygı, anlayış değil, bazen sadece beklentiler ve dışa dönük gösteriler var. Bir düğünün gösterişli olması, evliliğin sağlam olacağı anlamına gelmiyor. Kalıcı mutluluğu getiren şey düğün salonundaki ışıklar değil, evin içindeki sevgi, güven ve emektir.

Geleneklerimizi yaşatmak önemli. Ama sadece tekrar etmek yetmez, onların anlamını da bilmek, hissetmek lazım. Bir kahve ikramının bile geçmişte ne kadar anlamlı olduğunu unutmayalım. Bir kına gecesinde biraz olsun o eski hüznü hatırlayalım. Çünkü bu gelenekler, sadece birer tören değil, nesiller boyu taşınan duyguların taşıyıcısı.

Evlilik bir "gösteri" değil, birlikte yaşanacak uzun bir yolculuktur. Bu yolda en çok ihtiyaç duyulan şey, sabır, anlayış, saygı ve sevgidir. Sosyal medyada en çok beğeniyi alan düğün değil, içinde huzur olan evlilik değerlidir.

Kültürümüzü yaşatmak istiyorsak, onun özünü kaybetmemeliyiz. Batı'dan aldığımız her şey ilerleme olmayabilir. Kendi değerlerimizi unutmak ise gerçek bir kayıptır. Geleneklerimizi sadece sahnelemek değil, hissetmek gerek.

Bugün ihtiyacımız olan, daha pahalı gelinlikler, daha büyük düğünler değil... Daha samimi ilişkiler, daha güçlü bağlar. Evlilik dışarıdan nasıl göründüğüyle değil, içinde nasıl hissedildiğiyle anlam kazanır.

Bazı değerlerin unutulması, sadece nostaljik değil, kültürel bir kayıptır. Geleneğin ruhu kaybolunca, geriye sadece "boş ritüeller" kalır.

"Sorun geleneklerin değişmesi değil, değişirken anlamlarını kaybetmeleridir."

Evlilik âdetleri, toplumun aynasıdır. Zamanla değişmesi kaçınılmazdır. Ancak değişim doğal yolla mı oluyor, yoksa dayatma ve yozlaşma mı var! asıl mesele bu.

Not: Mahkemelerde en çok boşanma davaları görülüyor. Bu duruma daha çok 'Sosyal medya, aldatma, ekonomik sıkıntılar ve şiddetli geçimsizlik' gibi nedenler yol açıyormuş…!