İman, sadece dil ile söylenen bir kabul değil; gerektiğinde en değerli olandan vazgeçebilme cesareti olmuştur. İşte Kurban hadisesi, bu cesaretin, teslimiyetin ve Allah'a mutlak bağlılığın en çarpıcı örneklerinden biridir.

Teslimiyet…

İslam kelimesiyle aynı kökten gelen bu kavram, insanın iradesini Allah'ın emrine bırakması anlamına gelir. Müslüman olmak yalnızca inanmak değil; aynı zamanda Allah'ın hükmüne gönülden boyun eğmektir.

Kur'an-ı Kerim'de Hazreti İbrahim (aleyhissellam) ile oğlu Hazreti İsmail'in imtihanı anlatılırken aslında bütün insanlığa "imanın bedeli" gösterilmektedir.

Bir babanın imtihanı

Yıllarca evlat hasreti çeken Hazreti İbrahim (aleyhissellam), sonunda Allah'ın lütfuyla oğlu İsmail'e kavuşmuştu. Fakat bir gün gördüğü rüya ile ağır bir imtihana tabi tutuldu. Çünkü peygamberlerin rüyası vahiydir ve mutlak doğrudur.

Kur'an-ı Kerim bu sahneyi şöyle anlatır:

"Çocuk, babasıyla beraber iş güç tutacak yaşa gelince babası ona, 'Yavrucuğum' dedi, 'Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm; düşün bakalım sen bu işe ne diyeceksin?' Dedi ki: 'Babacığım! Sana buyurulanı yap; inşaallah beni sabredenlerden biri olarak bulacaksın.' dedi."
(Saffât Suresi, 37/102)

Bu ayetlerde sadece bir babanın itaati değil, bir evladın da teslimiyeti vardır. Hazreti İsmail'in sözleri, iman tarihinin en büyük teslimiyet cümlelerinden biridir: "Babacığım! Sana emredileni yap…"

Burada korkudan değil, imandan doğan bir teslimiyet vardır.

Teslimiyetin zirvesi

Kur'an devamında şöyle buyurur:

"Nihayet her ikisi de Allah'ın emrine teslim olup İbrahim oğlunu alnı üzerine yatırınca biz ona:
'Ey İbrahim! Gördüğün rüyayı gerçekleştirdin.' diye seslendik."
(Saffât Suresi, 37/103-104)

Bu olayın en dikkat çekici yönü şudur: Allah Teâlâ, kurban olarak İsmail'in kanını değil; İbrahim'in sadakatini istemiştir.

Çünkü Allah'ın kullardan istediği şey et ve kan değil, takvadır.

Nitekim Kur'an'da şöyle buyurulur: "Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin takvanızdır."
(Hac Suresi, 22/37)

Demek ki kurban, yalnızca bir ibadet değil; insanın neyi Allah için feda edebileceğinin göstergesidir.

Teslimiyet ve sadakat

Bugün kurban ibadeti sadece bir hayvan kesmekten ibaret görülürse, olayın ruhu kaybolur. Kurban; bencilliği, kibri, dünya tutkusunu ve nefsi Allah yolunda kurban edebilmektir.

Hazreti İbrahim bize kararlılığı, Hazreti İsmail ise teslimiyeti öğretmiştir.

Biri "Emredildim" diyerek yürümüş, diğeri "Emrolunduğunu yap" diyerek teslim olmuştur.

İşte gerçek iman budur.

Peygamber Efendimizin kurban anlayışı

Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) kurban ibadetinin önemini şu hadis-i şerifle bildirmiştir:

"Âdemoğlu Kurban Bayramı günü Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir amel işlemiş olmaz." (Tirmizî, Edâhî, 1; İbn Mâce, Edâhî, 3)

Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur: "Kim imkânı olduğu hâlde kurban kesmezse bizim namazgâhımıza yaklaşmasın."
(İbn Mâce, Edâhî, 2)

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem) bu hadislerle, kurbanın sadece geleneksel bir ritüel değil; Allah'a yakınlaşma vesilesi olduğunu bizlere öğretmiştir.

Kurban hadisesi bize şunu öğretir:

İnsan Allah'a gerçekten inanıyorsa, gerektiğinde en sevdiğini bile O'nun rızası için feda edebilecek bir teslimiyet göstermelidir. Hazreti İbrahim'in kararlılığı, Hazreti İsmail'in sadakati bizlere en güzel örnek olmalıdır. Bizler de onlar gibi en sevdiğimizi Allah için feda edebilmeli, o kararlılığı gösterebilmeliyiz.

Çünkü kurbanın özü şudur: Allah'a yaklaşmak ve O'na tam anlamıyla teslim olmaktır…