Bismillah...
İnsanlık tarihinin en büyük inkılâbı, sessiz bir gecede, Mekke’nin kuzeydoğusunda bulunan Nur Dağı’ndaki küçük bir mağarada başladı: Hira… Bu mağara, sadece taş ve kayadan ibaret bir mekân değil; vahyin yeryüzüne inişine şahitlik eden mübarek bir hatıradır.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), risalet öncesinde Mekke toplumunun şirk, zulüm ve ahlâkî çöküntüsünden rahatsız olurdu. Putlara tapılan, zayıfın ezildiği, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir toplumda, temiz fıtratıyla hakikati arıyordu. Bu arayış onu Hira’ya götürdü.
Hira’da günlerce kalır, tefekkür eder, Rabbine yönelirdi. Bu uzlet, bir kaçış değil; hakikate hazırlıktı. Allah Teâlâ, son elçisini büyük bir vazifeye adım adım hazırlıyordu.
İlk Vahiy: “Oku!”
Milâdî 610 yılında, Ramazan ayında, Kadir Gecesi olduğu rivayet edilen mübarek bir gecede Cebrâil (aleyhisselâm) geldi ve tarihin akışını değiştiren o emri verdi:
“اقْرَأْ” – “Oku!”
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Ben okuma bilmem.” buyurdu. Üç defa tekrar eden bu hitabın ardından Alak sûresinin ilk ayetleri nazil oldu:
“Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı alaktan yarattı. Oku! Rabbin en büyük kerem sahibidir. O, kalemle öğretendir. İnsana bilmediğini öğretendir.” (Alak, 96/5)
Bu vahiy, cehaletin karanlığını yırtan bir nur oldu. İslam’ın ilk emri “oku” idi. Bu, ilmin, bilginin ve bilinçli kulluğun temelini gösteriyordu.
İlk vahyin ağırlığı Efendimizi sarstı. Hemen evine döndü ve “Beni örtün, beni örtün!” buyurdu. Hz. Hatice (radıyallahu anhâ), onun en büyük destekçisi oldu. Onu teselli etti ve şöyle dedi:
“Allah seni asla utandırmaz. Çünkü sen akrabana yardım eder, doğruyu söyler, mazluma sahip çıkarsın.”
Böylece risalet yolculuğunun ilk tesellisi aile ocağında başladı.
Hira’da başlayan vahiy, kısa sürede Mekke sokaklarına, ardından Medine’ye ve nihayet bütün dünyaya yayıldı. Küçük bir mağarada başlayan bu nur, bugün milyarlarca insanın kalbini aydınlatmaktadır.
Hira bize şunu öğretir:
Büyük davalar, sessiz tefekkürlerle başlar.
Hakikat arayışı, vahye teslimiyetle kemale erer.
Ve Allah bir kulunu seçtiğinde, onu adım adım hazırlar.
Tefekkürsüz bir hayat, yönsüz bir hayattır.
İlim, İslam’ın ilk emridir.
Aile desteği, davanın temel direğidir.
Zorluklar, büyük vazifelerin habercisidir.
Hira Mağarası bugün hâlâ Nur Dağı’nın zirvesinde durmaktadır. Fakat asıl mesele oraya çıkmak değil; Hira ruhunu kuşanmaktır. Yani kalbimizi vahye açmak, hayatımızı “Oku!” emrine göre inşa etmektir.