Bugün bazı çevreler bu saldırıları sevinçle karşılıyor kendi içimizde, kendi bölgemizde. Sosyal medya hesaplarında, ekranlarda, analiz adı altında yapılan yorumlarda bombaların sesi alkışa karışıyor. İran’a yönelik saldırıları “hak edilmiş bir karşılık” gibi sunan bir dil üretiliyor.

Bir okulun enkazı altında kalan 165 kız çocuğuna rağmen.

Bu nasıl bir ahlaki kırılmadır?

Hangi ideolojik bağlılık, bir çocuğun hayatından daha değerlidir?

Bugün alkış tutanlar şunu bilmelidir: Bombalar taraf seçmez. Savaş, alkışlayanla alkışlananı ayırt etmez. Güç dengeleri değişir, ittifaklar dağılır, hesaplar bozulur. Bugün başkasının acısına sessiz kalanlar, yarın aynı sessizliğin muhatabı olabilir.

Tarih bunun örnekleriyle doludur.

“Size özgürlük getireceğiz” cümlesi, modern çağın en tehlikeli cümlelerinden biridir. Çünkü çoğu zaman özgürlük vaadi, enkazın üzerine kurulmuştur. Demokrasi söylemi, bombaların gölgesinde yankılanmıştır. Ve en ağır bedeli her zaman siviller, en çok da çocuklar ödemiştir.

İran’da, Gazze’de ya da dünyanın başka bir yerinde öldürülen çocuklar birer sayı değildir. Onlar “165” değildir. Onlar istatistik tablosundaki bir veri değildir. Her biri bir ailenin kalbidir. Her biri bir annenin duasıdır. Her biri yarım kalmış bir gelecektir.

Eğer çocukların ölümü karşısında susuyorsak,

Eğer adaletimizi kimliğe göre dağıtıyorsak,

Eğer “bizden” olanla “bizden olmayan” arasında vicdan ayrımı yapıyorsak…

O zaman insan haklarından söz etme hakkımızı kaybetmişiz demektir.

Uluslararası hukuk, güçlülerin çıkarına göre işletiliyorsa adalet değildir. Çocuk hakları yalnızca metinlerde kalıyorsa birer dekor metnidir. İnsanlık değerleri sadece müttefikler için geçerliyse, o değerler evrensel değildir.

Bugün dünya sessiz olabilir.

Ama bu sessizlik masum değildir.

Sessizlik de bir tercihtir.

Sessizlik de bir taraftır.

Ve bazen en büyük suç, tetiği çeken olmak değil, duyup da susmaktır.

Bombalanan bir okulun enkazı altında sadece çocuklar kalmaz. Orada insanlığın ortak vicdanı da gömülür.

Eğer o vicdanı çıkarıp ayağa kaldırmazsak, yarın hangi değerden, hangi hukuktan, hangi insanlıktan söz edebiliriz?