Diyarbakır sağlık camiası bugünlerde tek bir konuyu konuşuyor: Sağlık-Sen şube seçimleri. Ancak konuşulanlar ne yazık ki sendikal başarılar ya da projeler değil; sandığa düşen gölgeler, pusula oyunları ve yargıya taşınan ağır ithamlar. Görünen o ki Diyarbakır’da "sağlıksız" bir seçim süreci yaşandı.

Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da gerçekleşen Sağlık-Sen şube başkanlığı seçimleri, daha ilk günden itibaren adalet terazisinin sarsıldığına dair emareler veriyordu. Süreci tüzük penceresinden kısaca hatırlatmakta fayda var: İki binden fazla üyesi olan şubelerde, demokratik temsilin gereği olarak 162 delege seçilir. Bu delegeler, sağlık kuruluşlarındaki üye sayılarına göre kurumlara pay edilir. Teknik olarak süreç; aday başvurularının alınması, sandıkların kurulması ve mevcut yönetimin atadığı üç görevli nezaretinde oyların kullanılmasıyla ilerler. Kağıt üzerinde son derece sistematik duran bu tablo, iş uygulamaya geldiğinde ise ne yazık ki bambaşka bir hal aldı.

Baskın Seçim ve Değişim Direnci

Diyarbakır’da süreci yakından izleyenlerin malumu olduğu üzere; sahanın bir tarafında mevcut yönetime adeta "şoförlük" eden Nurhak Ensarioğlu, diğer tarafında ise tabandaki huzursuzluğu bir bayrağa dönüştüren Dr. Murat Koç öncülüğündeki Değişim Hareketi vardı. Mevcut yönetim, arkasına aldığı tüzük korumasına ve imkanlara o kadar güveniyordu ki, rakiplerini hazırlıksız yakalamak adına "baskın seçim" kartını masaya sürdü. Beklentileri, Değişim Hareketi’nin delege listesini dahi tamamlayamadan havlu atmasıydı. Ancak muktedirlerin bu hesabı tutmadı; değişim fikrini kafasına koyanlar, yıldırım hızıyla organize olarak delege aday listelerini eksiksiz şekilde tamamladı.

Sahadaki Ter ile Kapalı Kapılardaki Hile

Bu noktadan sonra iki farklı çalışma modeli ortaya çıktı. Değişim Hareketi canla başla hastane koridorlarında, servislerde, sahanın her bir köşesinde üyelere projelerini anlatırken; mevcut yönetimde adeta bir "panik butonu" devreye girdi. İddialara göre, yönetime şoförlük yapan zat, dersine önceden öyle bir çalışmıştı ki, delege başvuru sürecini bir "pusula mühendisliğine" çevirdi.

Ne hikmetse, mevcut yönetimin adayları ardı ardına, blok halinde başvurularını yaparken; Değişim Hareketi’nin adayları arasına, kim olduğu veya kime hizmet ettiği belirsiz birkaç isim "serpiştirildi". Bu ustaca(!) planlanmış sıralama sayesinde, pusulada bir taraf blok halinde, düzenli bir liste olarak görünürken; değişim isteyenlerin listesi parçalı ve dağınık hale getirildi. Sonuç? Bilinçli bir kafa karışıklığı yaratıldı ve Değişim Hareketi’ne gönül verenlerin pek çok oyu, bu teknik tuzaklarla geçersiz sayıldı.

Hukuk Savaşı Başlıyor: 70 Sahte İmza İddiası

Sürece dair en vahim iddialardan biri ise, sendika binasının kapısından dahi geçmemiş en az 70 kişi adına gıyaben delege başvurusu yapılmış olmasıdır. Bu, sadece sendikal bir etik sorunu değil, açık bir ceza hukuku konusudur. Nitekim Değişim Hareketi’nin hukukçuları bu tablo karşısında sessiz kalmadı. Aldığımız bilgilere göre; görevi kötüye kullanma, evrakta sahtecilik ve seçimlere şaibe karıştırmak başta olmak üzere tam 6 ayrı koldan mahkeme süreci başlatıldı.

Sonuç Yerine...

Sağlık çalışanlarının hakkını savunması gereken bir yapının, kendi içindeki seçimi bir "hak gaspı" davasına dönüştürmesi son derece üzücüdür. Yukarıda zikrettiğimiz usulsüzlükleri yapanların, bırakın tarafını tutmayı, ellerini tutmak dahi vicdani bir yükümlülüktür. Mevcut yönetim "seçimi kazandık" diyebilir ancak yargı süreci devam ederken kazanılan bir zaferin üzerine oturan gölge, kolay kolay silinmeyecektir.

Bizler, adaletin tecelli edeceği güne kadar sürecin takipçisi olacak ve sağlık kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğiz. Hak, elbet yerini bulacaktır.

Selam ve dua ile...