Tarih yalnızca medeniyetlerin yükseliş ve çöküş hikâyesi değildir; aynı zamanda fikirlerin savaşıdır. Hak ile batıl arasındaki mücadele bazen cephelerde, bazen kürsülerde, bazen ekranlarda yürür. İlahi yasaya göre günler döner. Ancak bu dönüş yalnızca kaderin değil, insanların kendi çabasının da sonucudur.
Bugün dünyanın güç dengelerine baktığımızda karşımıza çıplak bir gerçek çıkıyor: Batı merkezli emperyal düzen, yalnızca askeri veya ekonomik bir hegemonya değil; aynı zamanda ahlaki ve kültürel bir kuşatma inşa etmiştir. Bu düzen, kendini "özgürlük", "insan hakları" ve "medeniyet" söylemiyle pazarlarken; geride savaşlar, sömürü, canice hisler ile yaşanmış haz ve zihinsel işgal bırakmaktadır.
Sorun yalnızca onların saldırganlığı değil; bizim yöntemsizliğimizdir.
Müslüman dünyanın en büyük açmazlarından biri şudur: İnsanları kazanması gerekirken kendi içindeki potansiyeli tüketiyor, fakat yıkıcı ideolojilere karşı gereken fikrî direnci gösteremiyor. İçeride sert, dışarıda yumuşak bir tavır… Bu çelişki bir medeniyet inşa etmez; bir çözülme üretir. Oysa yüce kitabımızın bize emrettiği ahlak anlayışına zıt bir durumdur.
Resulullah’ın (a.s.) yöntemi insanı merkeze alırken, zulmü besleyen düzenlerle tavizsiz bir mücadele ortaya koyuyordu. Bugün ise tam tersini yaşıyoruz: Kendi insanımıza karşı acımasız, küresel adaletsizlik düzenine karşı çekingeniz. Batı emperyalizminin kültürel ürünleri hayatlarımızı şekillendirirken buna "kaçınılmaz modernleşme" diyoruz. Oysa bu, gönüllü bir teslimiyetten başka bir şey değildir.
Burada "imha" edilmesi gereken şey insanlar değil; sömürüyü meşrulaştıran fikirlerdir. Emperyalizmi normalleştiren düşünce kalıplarıdır. İnsanlığı tüketim nesnesine indirgeyen anlayıştır. Aileyi, kimliği ve inancı aşındıran kültürel saldırıdır. Eğer bir mücadele verilecekse, bu mücadele önce zihinsel bağımsızlık alanında verilmelidir.
Çünkü hiçbir toplum tanklarla işgal edilmeden önce zihinleri işgal edilmiştir.
İkna edilmesi gereken kitle ise hâlâ adalet duygusunu kaybetmemiş insanlıktır. Batı’nın içinde bile bu düzene itiraz eden milyonlar vardır. Hakikat evrenseldir; emperyalizm ise yereldir ve geçicidir. Mesele, doğru cepheyi doğru yöntemle kurabilmektir.
Bugün Müslüman dünyanın ihtiyacı slogan değil; stratejidir. Tepki değil; bilinçtir. Kırıcı bir öfke değil; örgütlü bir fikir gücüdür. İyi insanları birleştiren, kötü fikirleri etkisizleştiren bir medeniyet dili kurulmadıkça, haklı olmak sonuç üretmeyecektir.
Tarih gösteriyor ki hiçbir zulüm düzeni sonsuz değildir. Ancak hiçbir adalet yürüyüşü de kendiliğinden kazanılmaz. Günler döner — ama yalnızca yürüyenler için.