Selahaddin Demirelin'in kaleminden "Emperyalistlerin Rojava'da Kullandığı Aparat: PKK"...
Hazreti Âdem'den (a.s.) başlayıp günümüze kadar devam eden hak ile batıl mücadelesi, tarihin her döneminde ve yeryüzünün her coğrafyasında kendisini göstermiştir. Bu mücadele bazen hak lehine, bazen de hak aleyhine sonuçlanmıştır. Bu sonuçların ortaya çıkmasında birçok etken vardır; ancak tarihsel tecrübe göstermektedir ki temsiliyet ve teslimiyet sorunu en belirleyici unsurlardan biridir.
Temsiliyet makamında bulunanların yanlışlığı ve toplumun bir kısmının bilinçsiz teslimiyeti, ağır bedelleri beraberinde getirmiştir. Bu zafiyet, özellikle İslam coğrafyasına çöken vahşi Batı emperyalizminin bölgedeki hesaplarını kolaylaştırmıştır.
Bu durumun en son örneğini, İslam coğrafyasının kadim bir parçası olan Suriye Kürdistanı'nda (Rojava) görüyoruz. İslam'ı savaşsız kabul eden ve asırlar boyu İslam davasının gönüllü hizmetkârlığını yapan Kürt halkı, yanlış temsilcilerin izinden gitmektedir. Öyle bir temsilci ki, binlerce Kürt gencinin kanını ABD/İsrail emperyalizminin emellerine kurban etmiştir.
PKK, kendisini Kürt halkının yegâne temsilcisi gibi sunarak binlerce Kürt gencini ABD/israil emperyalizminin çıkarları uğruna cepheye sürmüş, onların kanını emperyalist projelere kurban etmiştir. Yıllarca "bağımsız Rojava" söylemiyle Kürt gençlerini ve ailelerini oyalayan ABD ise çıkarları değiştiği anda PKK'yı ve onun silahlı unsurlarını kaderiyle baş başa bırakmıştır. Böylece bir kez daha emperyalizmin dostluklarının sahte, vaatlerinin geçici olduğu ortaya çıkmıştır.
Diğer taraftan, teslimiyet ve adalet sorunları yaşayan Suriye ordusu da geçmişte yaşanan kaos ve zulümlerin oluşturduğu yoğun psikolojik ortamın etkisiyle zaman zaman sınırları aşan uygulamalara yönelmiştir.
Bir dönem emperyalistlerin bölgedeki planlarını bozan Kürt halkı, bugün PKK gibi halkı temsil etmeyen bir yapının yanlış temsiliyeti nedeniyle emperyalist hesapların bir parçası hâline getirilmek istenmektedir. Bunun önüne geçebilmek için, Şehit Şeyh Said'in İngiliz mandası altındaki bir Kürdistan'ı reddederken ortaya koyduğu duruşu hatırlamak gerekir. Aynı şekilde, Halid bin Velid'in İslam savaş ahlakına aykırı bir uygulaması karşısında Resulullah'ın (a.s.) "Ben bu fiilden beriyim" tavrını idrak etmeli; yanlışı kim yaparsa yapsın, açık, adil ve tavizsiz bir dille reddetmeliyiz.