Bir soru soralım.

Dünya tarihinde teknoloji hiç bu kadar ilerlememişti.

Üretim kapasitesi hiç bu kadar artmamıştı.

Servet hiç bu kadar büyümemişti.

Peki neden insan daha huzursuz?

Neden gençler gelecekten kaygılı?

Neden emekçinin alın teri ay sonunu getirmeye yetmiyor?

Neden çiftçi üretiyor ama kazanamıyor; esnaf dükkânını açıyor ama borcunu kapatamıyor?

Çünkü modern dünyanın en büyük yanılgısı, ekonomiyi insan için değil, sermaye için kurmuş olmasıdır.

Kur'an ise başka bir düzen teklif eder.

"Allah alışverişi helâl, faizi ise haram kılmıştır." (Bakara, 2:275)

Bu hüküm yalnızca bireysel bir yasak değildir; aynı zamanda bir medeniyet tasavvurudur. Çünkü İslam iktisadı, kazancı emeğe, üretime, ticarete ve paylaşılan riske bağlar.

Faiz ise, sermayenin çoğu zaman üretimden bağımsız biçimde büyümesini mümkün kılan bir mekanizma olarak eleştirilir.

Bugün küresel ekonomiye baktığımızda şu soruyu sormadan edemiyoruz:

Üreten mi kazanıyor?

Yoksa paradan para kazanan mı?

Kur'an'ın şu uyarısı, bu sorunun ahlaki boyutunu hatırlatır:

"...Ta ki o mallar içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet hâline gelmesin..." (Haşr, 59:7)

Servetin belli ellerde toplanması, toplumun geri kalanının ise borç ve geçim sıkıntısıyla baş başa kalması, ekonomik olduğu kadar vicdani bir meseledir.

Bu yüzden Kur'an'ın en ağır uyarılarından biri de faiz hakkındadır:

"Eğer (faizden vazgeçmezseniz), Allah ve Resûlü tarafından size açılmış bir savaşı bilin. Eğer tövbe ederseniz, anaparanız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş olursunuz ne de haksızlığa uğrarsınız." (Bakara, 2:279)

Bu ayetin dili sarsıcıdır. Çünkü mesele yalnızca para değildir; adalet, emek ve insan onurudur.

Ekonomi, insanı borca mahkûm eden bir sistem kuruyorsa; aileyi geçim sıkıntısıyla karşı karşıya bırakıyorsa; gençlerin umudunu tüketiyor, üreticiyi ayakta kalmak için sürekli krediye bağımlı hâle getiriyorsa, orada durup yeniden düşünmek gerekir.

İslam iktisadı bize başka bir istikamet gösterir: Üretim, paylaşım, zekât, infak, vakıf, dürüst ticaret ve bereket...

Çünkü bereket, sadece rakamların büyümesi değildir.

Bereket; işçinin emeğinin karşılığını almasıdır.

Bereket; çiftçinin toprağını terk etmemesidir.

Bereket; esnafın kepenk kapatmamasıdır.

Bereket; gençlerin yarınından umut kesmemesidir.

"Resûlullah (sav), faiz yiyene, yedirene, yazana ve şahitlik edene lanet etti ve 'Onlar bu hususta eşittir.' buyurdu." (Sahih Muslim)

Gerçek refah, birkaç finans göstergesinin yükselmesiyle değil; adaletin güçlenmesiyle ölçülür.

Ekonomi büyürken insan küçülüyorsa, orada yeniden düşünülmesi gereken bir düzen vardır.

Çünkü İslam'ın hedefi sadece zengin bir piyasa kurmak değildir.

İnsanın onurunu koruyan, emeği yücelten, adaleti ayakta tutan ve bereketi toplumun tamamına yayan bir hayat inşa etmektir.

Bediüzzaman Said Nursî'nin ifadesiyle, "Ribâ (faiz), sebepsiz ve haksız kazanca kapı açan bir muameledir."

Bu sebeple faiz, toplumdaki merhamet ve dayanışma duygularını zayıflatırken, sınıflar arasındaki uçurumu derinleştirme tehlikesi taşır.

Soru şudur:

Faizi büyüten bir düzen mi insanı kurtaracak?

Yoksa insanı merkeze alan, adaleti esas alan ve emeği yücelten bir ekonomi mi?

Cevap…

Çünkü hüküm yalnız Allah'ındır. (Yusuf, 12:40)