Özgürlük veya diğer adıyla hürriyet, belki de son yüz yılımıza damga vurmuş en önemli kavram… Bu kavram içerisinde vücut bulan düşünce özgürlüğü veya diğer adıyla fikir hürriyeti son yüz yıllık süreçte etkisini daha fazla arttırarak insanın en doğal hakkı olarak hayatımızın ayrılmaz bir parçası olarak yer buldu. Bu husus beraberinde fikirlerin katlanarak artmasına, akabinde doğal olarak bu fikirlerin birbiriyle çatışmasına ve tartışmaların alevlenmesine yol açtı. Ancak her ses yükseldiğinde şu soru akıllara gelmekte: ‘’Düşünce özgürlüğü her şeyi söyleme hakkı mıdır?’’ Acaba durum gerçekten böyle midir?

Bu yazımızda düşünce özgürlüğü kavramını İslam Hukuku kapsamında ele alıp uygulamalardan örnekler sunacağız. Bir sonraki yazımızda ise beşeri hukukta düşünce özgürlüğü ve hakaret ilişkisi hususunu ele alıp Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve güncel Yargıtay kararlarını konuşacağız.

İslam’da Düşünce Özgürlüğü: Akıl Emanetini Özgür Kılmak

Günümüz dünyasında özgürlük dendiğinde zihnimizde genellikle Batı menşeli tanımlar uçuşur. Ancak tarihin tozlu sayfalarına ve İslam’ın asli metinlerine baktığımızda, düşünce özgürlüğünün sadece bir hak değil, aynı zamanda insana yüklenmiş bir sorumluluk olduğunu görürüz. İslam, insanı zihinsel prangalardan kurtarmayı hedefler; zira düşüncenin susturulduğu yerde iman taklide, din ise şekilciliğe mahkûm kalır.

Kur’an-ı Kerim’in onlarca ayetinde tekrarlanan akletme, tefekkür etme ve ibret alma çağrıları, aslında ilahi bir zihinsel özgürlük ilanıdır. İslam, kişiyi sorgusuz sualsiz bağlılıktan (taklit) men ederken, onu kendi aklını kullanmaya zorlar. Akıl, İslam hukukunda sorumluluğun temel şartıdır. Düşünemeyen veya sorgulayamayan bir iradenin dini mükellefiyeti de yoktur.

Hz. Peygamber’in (sav) hayatı, düşünce özgürlüğünün bizzat hayata geçirilmiş bir istişare kültürü olduğunu kanıtlar. Hubâb b. Münzir’in Bedir’de ordunun konuşlanacağı yer konusundaki itirazını dinleyen Peygamberimiz, kendi fikrinden vazgeçerek bu fikri kabul etmiştir. Selman-ı Farisi’nin İran menşeli hendek önerisini, "bizim geleneğimizde yok" demeden kabul etmesi, dışarıdan gelen mantıklı düşünceye açıklığın simgesidir. Hatta Hz. Ömer’in halifeliği sırasında bir kadının minberde onu ayetle susturması ve koca halifenin "Kadın doğru söyledi, Ömer yanıldı" demesi, bu medeniyetin düşünce özgürlüğüne ve eleştiriye ne kadar açık olduğunun en çarpıcı enstantanesidir.

Elbette her özgürlük gibi, düşünce özgürlüğü de bir sorumluluk zeminine oturur. İslam hukukunda düşünce özgürlüğü şu üç noktada duraksar:

· İnsan onuruna saldırı (Hakaret)

· Toplumsal barışı kasten bozma (Fitne)

· Bilgiye dayanmayan dezenformasyon

Yukarıda izah ettiğimiz üzere İslam dini, düşüncenin özgür bir şekilde paylaşılmasının önünü ciddi bir şekilde açmış, hatta devlet başkanının kararları dahi düşüncesini özgürce ifade eden insanlar nedeniyle değişebilmiştir. Buna karşın hakaret, iftira, fitne, dezenformasyon gibi hususlar kesin çizgilerle düşünce özgürlüğünden ayrılmış ve söz konusu hususlar suç olarak görülüp cezalandırmaya tabi olmuştur. Örnek vermek gerekirse; İfk Hadisesinde Müminlerin Annesi Hz. Aişe’ye karşı yapılan hakaret ve iftira düşünce özgürlüğü olarak değerlendirilmemiş ve bu olayda iftirayı yayanlardan bazılarına kazf cezası (80 değnek) uygulanmıştır. Kur’an’da zina isnadı için dört şahit şartı getirilmiş, aksi halde cezai yaptırım öngörülmüştür (Nur 24/4).

Sonuç olarak; istediğini düşünme hakkı, başkasına zarar verme hakkını doğurmaz. Günümüzde ise düşünce özgürlüğünün, kişiye hakaret etme özgürlüğü tanıdığına dair ciddi bir yanlış kanı bulunmaktadır. Bir sonraki yazımızda bu durumu; günümüz hukuk sistemleri çerçevesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve güncel Yargıtay kararları da sunarak ele alacağız. Tekrar buluşmak üzere, Allah’a emanet olun.