Düşünce Özgürlüğü mü, Hakaret Özgürlüğü mü?

Bir önceki yazımızda İslam hukukunun düşünce özgürlüğüne verdiği kıymeti uygulama örnekleriyle ele almıştık. Buna göre ilahi hükümler, insanın akletmesini ve tefekkür etmesini bir sorumluluk olarak görürken, bu özgürlüğün bir başkasının haklarına zarar vermesini engelleyecek sınırları da çizer.

Bu yazımızda ise beşeri hukukta düşünce özgürlüğü ve hakaret ilişkisi konusunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa Mahkemesi (AYM) ve güncel Yargıtay kararları ışığında inceleyeceğiz.

Şu temel gerçeği vurgulamak gerekir: İslam hukukunun temelini oluşturan ilahi hükümler en kâmil ve insanın fıtratına en uygun ilkeleri barındırır. İnsanoğlu zaman zaman bu hükümlerden uzaklaşsa da nihayetinde dönüp dolaşıp yine bu evrensel prensiplere ihtiyaç duymaktadır. Nitekim günümüz beşeri hukuk sistemlerinin temelinde de İslam’ın düşünce özgürlüğüne dair getirdiği dengeli bakış açısının izlerini görmek mümkündür. Günümüz dünyasında düşünce özgürlüğü en üst düzeyde korunurken bu özgürlüğün bir başkasına zarar vermesi (hakaret, iftira vb.) hukuki müeyyidelerle sınırlandırılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ifade özgürlüğünün sadece "hoş karşılanan" fikirleri değil, aynı zamanda "sarsıcı, rahatsız edici ve şoke edici" fikirleri de kapsadığını defalarca vurgulamıştır. Ancak burada kritik bir ayrım var: Eleştiri, muhatabın fikrine veya eylemine yönelik olmalı; onur, şeref ve haysiyetine değil.

Yargıtay’ın yerleşik görüşlerinde ise ifadenin hakaret sayılabilmesi için kişiyi küçük düşürecek somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi ya da sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığın zedelenmesi gerekir. "Beceriksiz", "isabetsiz kararlar veriyor" demek ağır bir eleştiriyken şahsiyete yönelik galiz küfürler hukuki koruma kalkanının dışındadır.

Sözün bu kısmında sosyal medyadan bahsetmek gerekiyor. Günümüzde sosyal medya her birimizi birer köşe yazarına dönüştürdü. Akıllı telefonların ekranından dünyaya haykırırken bazen "ifade özgürlüğü" ile "hakaret" arasındaki o ince ama keskin çizgi unutulabiliyor. Çoğu zaman anlık bir öfkeyle yazılan bir yorum aylar sonra mahkeme koridorlarında ağır bir bedel olarak karşımıza çıkabiliyor.

Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin 2. fıkrasına göre: Hakaretin sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle (sosyal medya üzerinden) işlenmesi hâlinde kişi üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

İşin sadece ceza boyutu yok. Mağdur tarafın açacağı bir hukuk davası sonucunda ödemek zorunda kalacağınız "manevi tazminat" da verilen cezanın cabası olacak. Unutmayın, dijital ortamda silinen mesajlar bile artık adli bilişim yöntemleriyle kolayca tespit edilebiliyor.

Bu madalyonun bir de diğer yüzü var. Eğer size, ailenize veya kutsal saydığınız değerlere yönelik bir saldırı, küfür veya hakaret gerçekleşirse bunu sineye çekmek zorunda değilsiniz. Öncelikle ilgili paylaşımın ve profil bilgilerinin ekran görüntüsünü (mümkünse URL linkiyle birlikte) kaydedin. Bu deliller ile birlikte savcılığa veya en yakın kolluk birimine başvurarak suç duyurusunda bulunun. Bununla birlikte manevi tazminat davası ile size karşı hakaret suçunu işleyen kişileri maddi olarak da sarsabilir ve yaptığına pişman edebilirsiniz. Tekrar buluşmak üzere, Allah’a emanet olun.