Bir süre önce PKK’nın Suriye uzantısı YPG/SDG ile Şam Hükumeti arasında 10 Mart mutabakatı imzalanmıştı. Mutabakata göre SDG unsurları silah bırakıp yeni rejime resmi olarak entegre olacaklardı.

Ancak PKK/SDG imzaladığı mutabakata uymada ayak diretip farklı hesaplar içine girdi.

Bu durum Suriye’de güvenliği tehdit ettiği için Şam Hükumeti tarafından SDG’ye mutabakata uyması için 31 Aralık 2025’e kadar süre verildi.

Lakin 31 Aralık’tan sonra da SDG mutabakata uymadı ve Suriye ordusu YPG güçlerine operasyon başlattı.

Halep YPG’den alındı. Orada SDG önce direndi, ağır kayıplar verince de bırakıp kaçmak zorunda kaldı.

Bu aslında Suriye ordusunun PKK/SDG’ye bir mesajı idi.

Ancak SDG, arkasında ABD ve israil olduğunu düşünüp bu mesajı almak istemedi ve ABD-israil’in kendilerini Suriye ordusundan koruyacağını düşündü.

Fakat bir kez daha satıldılar. Ne ABD ne de İsrail PKK’ye yardım etmedi.

19 Ocak 2026’da SDG elebaşı Mazlum Abdi tekrardan Şam’a gitti ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile 5 saat aralıksız süren bir görüşme gerçekleştirdi. Ancak herhangi bir anlaşma sağlanamadan toplantı bitti.

Bunun üzerine Suriye Ordusu, YPG’nin kontrolündeki bölgelere tekrardan operasyon başlattı.

İddialara göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, PKK/YPG’den terör faaliyetlerini sona erdirmesini, Kandil ile olan ilişkilerini bitirmelerini, ağır silahları bu bölgelerden çıkarmalarını ve bireysel olarak Suriye ordusuna katılmalarını istedi.

Ayrıca Hükumetin Abdi’ye SDG’yi PKK’dan ayrıştırması karşılığında Savunma Bakan yardımcılığı teklif ettiği ve Haseke’nin valiliği için de kendisinden isim istediği iddia edildi.

Ancak Mazlum Abdi’nin Suriye Hükumeti ile bu olumlu şartlarda anlaşmak istediği halde Kandil baronlarının buna izin vermediği dillendirildi.

Tek dertleri ideolojik sosyalist fantezileri olan PKK elebaşlarının her barış çağrısını elinin tersiyle itip Kürt çocuklarını ölüme göndermeyi tercih ettikleri gözlerden kaçmadı.

Sadece 1 gün öncesinde, Ahmed eş-Şara Suriye’de yarım asırdan fazla hüküm süren Esed Rejimi’nde kaybettikleri kimliklerini Kürtlere tekrar verdiğini duyurduğu kararname imzaladı.

Kararnamede ayrıca Kürtçenin de ulusal dil kabul edildiğini ve eğitim yapılabileceğini açıkladı.

***

Burada önemli birkaç hususa dikkat çekmekte fayda var.

Birincisi ABD ve İsrail’e çok güvenen PKK/YPG bir kez daha satıldı. Ne ABD ne de İsrail yardımlarına gelmedi.

Bunun üzerine Irak’ta PKK yandaşları ABD konsolosluğu önünde eylem yapıp ABD’ye Suriye ordusuna karşı kendilerini koruması için resmen yalvardılar.

Ancak aynı dakikalarda Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, mevkidaşı ABD Devlet Başkanı Trump ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Görüşmede Trump da Suriye’nin bütünlüğünden yana olduğunu dile getirerek SDG’yi hayal kırıklığına uğrattı.

Bu vesileyle HÜDA PAR Genel Başkanı Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu’nun şu sözü bir kez daha gündeme geldi:

“Amerika’dan hiç kimseye dost olmaz. ABD sadece kendi çıkarlarının peşindedir.”

İkincisi PKK uluslararası kamuoyunda DEAŞ ile mücadele eden bir örgüt olarak empoze edilmişti.

Ancak PKK Suriye’de kontrol ettiği bölgelerde binlerce DEAŞ’lının bulunduğu bir cezaevinin kapılarını açıp tüm DEAŞ’lıları serbest bıraktı.

Üçüncüsü her seçimde DEM’in desteklediği, beraber iyi salladıkları, her sıkıştığında kendisine can simidi olan CHP de SDG’ye bir tekme attı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Namık TAN, “Suriye’de artık SDG yok. Suriye’deki gelişmelerin olumlu sonuçlara kapı araladığını düşünüyoruz.” diyerek DEM’e şamarı vurdu.

Kendi halkına; halkının inancına, örfüne, kültürüne, değerlerine ihanet eden bir yapı eninde sonunda PKK ve türevleri gibi rezil rusvay olup ortada kalacaktır.

Bu genel bir insanlık tecrübesidir...

Bir dahaki yazımızda görüşmek üzere…