15 Mayıs Perşembe günü Kahramanmaraş’ta feci bir katliam yaşandı.
Bir saldırgan katil, 5 farklı silah ve 7 şarjörle bir ortaokulu basıp 1 öğretmen ile 8 çocuğu katletti.
Ülke olarak başımız sağolsun…
Vefat eden çocuklar cennet gülleri olsa da Rabbim ailelerine sabırlar yağdırsın…
Rabbim bir daha böyle acılar yaşatmasın…
***
Katliam yaşandıktan sonra çok şey söylendi.
TV programlarında analizciler mangalda kül bırakmadı…
Katil öldü mü ölmedi mi tartışması, babasının mesleği, ailesinin tutuklanması vesaire…
Gereksiz tartışmalar…
Bunlar detay. Sorunun çözümüne bir katkısı yok. Detaylar asıl meseleye odaklanmayı engellememelidir.
Çözüm olarak da genelde iş polisiye tedbirlere havale edildi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 65 bin uzman çavuşu işe alın okullara yerleştirin dedi…
Ancak mevzu sadece TV yorumcularına ve Özgür Özel’in buyruğuna bırakılmayacak ve polisiye tedbirlere havale edilemeyecek kadar büyük.
***
Evvela bu vahim tablonun sebeplerini doğru teşhis etmek, sonrasında da doğru tedbirler almak zorundayız.
Ülke olarak bu acıyı yaşadık, hiçbirimiz bu ve benzeri oluşabilecek vakalardan uzak değiliz.
Hepimizin canı var, çoluk çocuğumuz var, ailemiz var. Ve hepimiz bir şekilde dışardayız.
Dün Kahramanmaraş’ta oldu yarın bizim yaşadığımız şehirde olmayacağının garantisi var mı?
Maraş’takiler bunun olacağını bilebilirler miydi?
Bilselerdi hiç kimse çocuğunu okula göndermezdi.
Ama oldu…
Bizler de 81 vilayet olarak çocuklarımızı okullara ve kurslara gönderiyoruz. Tehlike bize baka baka geliyor!
Nitekim katliamdan sonra bile farklı illerde benzer tehditler sosyal medyadan yapılmaya devam ediliyor.
Artık herkes gözünü açmalı.
Bana ne deme lüksümüz yok.
Benden uzak olsun temennisiyle de bizden uzaklaşacak değildir gelmekte olan!
Ya olayı doğru okuyup gerekeni yapacağız ya da Allah korusun bunun gibi acıları duymaya devam edeceğiz, belki de yaşayacağız…
İş ciddi, şakası yok.
En ufak bir ihmalde insan hayatına mal olacak kadar önemli bir mevzudan bahsediyoruz.
***
13-14 yaşında belki de henüz ergenliğe bile girmemiş olan bir ortaokul çocuğu nasıl bu şekilde vahşileşti?
Hangi saiklerle bu katliamı yaptı?
Bu ruh haline girmesine sebep olan ne?
Bunların cevabını aramak ve serbestçe konuşmak, tartışmak zorundayız. Kimse kusura bakmasın, kimse la yusel değildir!
***
Bir çocuk önce aile içinde sonra da aile dışında şekillenir.
Ailede söz hakkı bizim, aile dışında söz hakkı ise devletin.
O zaman burada hem aile olarak her birimiz kendimizi sorgulayacağız hem de devlet kendi politikalarını sorgulamalıdır.
Aile olarak, çocuklarımızı gerçekten doğru yöntemlerle yetiştiriyor muyuz?
Devlet olarak gerçekten politikalarımız istediğimiz nesli yetiştiriyor mu?
***
Aile olarak;
Çocuklarımıza manevi değerlerimizi öğretiyor muyuz?
Mesela çocuğumuzun derslerinde başarılı olması için gösterdiğimiz özeni, ahlaki değerlere sahip olması için de gösteriyor muyuz?
Çocuk maddi anlamda iyi bir gelecek sahibi olsun diye sarf ettiğimiz enerjinin aynısını merhametli ve vicdanlı olması için de sarfediyor muyuz?
Okul servisine geç kalmaması için henüz güneş doğmamış sabahın 6’sında kaldırıp kahvaltısını yaptırıp hazırladığımız gibi, sabah namazına da kaldırıyorsak, sorun yok.
Hafta içi okula hafta sonu da kurslara gönderdiğimiz gibi camiye ve Kur’an kurslarına da gönderiyorsak, sorun yok.
Okulda verilen ödevleri saatlerce sürse bile yaptırmadan yatırmadığımız gibi dinini-dinayetini öğreten kitapları da okutmadan yatırmıyorsak, sorun yok.
Lunaparklara, AVM’lere, çocuk oyun parklarına götürdüğümüz gibi camiye, cemaate, Cuma’ya da götürüyorsak, sorun yok.
Maddi tehlikelere karşı koruduğumuz gibi manevi tehlikelere karşı da aynı hassasiyetle koruyorsak, sorun yok.
Çocuk her istediğinde, istediği içeriklere ulaşacak şekilde ve saatlerce değil; bizim izin verdiğimiz kadar ve içerikler de bizim kontrolümüzde olacak şekilde telefon tablet elinde ise, sorun yok.
Aman rahatımızı bozmasın da, sesi çıkmasın da deyip şiddete teşvik eden oyunların bağımlısı olmasına müsaade etmeyip çocuğumuzun geleceğini düşünerek faydalı ve eğitici oyunlarla sınırlıyorsak, sorun yok.
Ne idüğü belirsiz, ne aşıladığı malum dizi ve filmlerin kültürünü değil; bizi biz yapan aile değerlerimizi, edeb-adabımızı, erdemin kaynağı olan inancımızı ve kültürümüzü yaparak-yaşayarak öğretiyorsak, sorun yok.
Eğer bunlara cevabımız olumsuz ise vay halimize…
Öyle bir gelecek bizi bekliyor ki…
Heyhat!
***
Devlet olarak;
Politikalarımızın doğruluğunu yanlışlığını sorgulamak zorundayız.
Devlet en başta insana yatırım yapmalı, betona değil!
İnsanı yaşatacak ne varsa devlet onlara öncelik vermeli.
Mezkur sorunun ilelebet çözümü için devletin tüm kurumları işbirliği içinde sorumluluk almalıdır. Ama öncelik şu 3 kurumda:
MEB, RTÜK ve EGM.
Bu kurumların Yasama, Yürütme ve Yargı tarafından da desteklenmesi lazımdır.
***
MEB’e gelince,
Öğrenci yetiştirirken merhamete, vicdana, inanca, ahlaka, erdeme, dürüstlüğe yani eğitime; matematik ve fen öğretmeye yani öğretime verdiği önem kadar hatta daha fazla önem vermelidir.
MEB bu konuda devletin tam desteğini arkasında görmeli ve azgın azınlığın böğürmelerini dikkate almamalıdır!
Bu noktada eksikleri ve eleştirilen yönleri olmakla beraber Maarif Modeli önemlidir ve uygulanmalıdır.
MEB okullarda karma eğitimden vazgeçmelidir!
Ders kitaplarındaki ideolojik bağnazlık içeren ifadeler değiştirilmeli, yerine manevi değerlerimiz yerleştirilmelidir.
***
RTÜK’e gelince,
Kuruluş amacına uygun hale getirilmelidir.
Çocukların ve gençlerin tertemiz dimağlarını bozan, fitne yuvalarında üretilmiş tüm içerikler erişime engellenmelidir.
Sosyal ağlar ciddi bir şekilde denetime tabi tutulup en ufak bir yanlışlarına göz yumulmamalıdır.
Hele hele çocukları ve gençleri öldürmeye teşvik eden oyunlar kesinlikle ama kesinlikle erişime engellenmelidir.
Sosyal ağlara ulaşmaya yaş sınırlaması getirilmelidir.
Gençleri şiddete teşvik eden mafyatik diziler ve filmler yasaklanmalıdır.
“Münkeratı teşhir saf zihinleri bulandırır.” kaidesince gündüz kuşağı programları derhal yayından kaldırılmalıdır.
Aynı kaide ile reklam ve haberler denetilmeli ve bu konuda tölerans gösterilmemelidir.
Faydalı ve eğitici yayınlar desteklenmeli, gerekirse maddi kaynak sağlanmalıdır.
Çocuklara ve gençlere kokuşmuş izmleri empoze eden yazılı ve görsel yayınlar toplatılmalıdır.
***
EGM’ye gelince;
İlkokul çağlarına kadar düşmüş olan uyuşturucu bataklığına karşı tüm tedbirleri almalıdır.
Okul önlerinde hangi türü olursa olsun uyuşturucunu satan, sattıran, aracılık eden, bulaştıran ve temin eden her kim varsa onlarla gerçek anlamda mücadele etmeli ve onlara nefes aldırmamalıdır.
Bu suçu işlediği tespit edilenler karakolun bir kapısından alınıp diğer kapısından bırakılmamalıdır. Ya da üç beş ay içerde beslenip ıslah edilmeden dışarı salınmamalıdır.
***
Son olarak,
İnanın bu çözümleri uygulamak zor değildir, sadece siyasi irade yeterlidir.
Gençliğimiz ve yeni nesil hızla karambole yuvarlanıyor…
Henüz en kötüsü yaşanmamış…
Bunu engellemek ve iyileştirmek bizim elimizde.
Fert olarak, aile olarak, toplum olarak ve devlet olarak işin ciddiyetinin farkına varmak zorundayız.
Herkes kendi payına düşeni yaparsa geleceğimizi kurtarabiliriz.
Hepimiz rahatlarız.
Aksi halde büyük felaketler bizi bekliyor olacaktır Allah korusun…
Bir dahaki yazımızda görüşmek üzere…