Vergiler, devletlerin ayakta kalmasını sağlayan en temel gelir kaynağıdır.

Yol, su, sağlık, eğitim…Hepsi vergilerle finanse edilir. Ancak vergi sadece toplanan bir rakam değildir, adaletle toplanmadığında toplumsal huzuru bozan bir unsura dönüşür.

Bugün yaşadığımız en büyük sorunlardan biri de tam olarak budur. Vergi var ama adalet yok.

Maaşlar daha cebe girmeden vergilendiriliyor. Emekliler hastaneye gittiğinde katkı payı ödüyor, ilaç alırken kesintiyle karşılaşıyor. Temel gıda ürünlerinden dahi yüksek vergiler alınıyor.

Küçük esnaf, ayakta kalmaya çalışırken ciddi vergi yükleriyle boğuşuyor. Vergi tabana yayılmış durumda, en küçük işletme bile ağır bir sorumluluk altında. Buna karşılık, çok kazananların ne kadar vergi ödediği ise büyük bir soru işareti.

Vergi elbette gereklidir. Ülkeler vergisiz kalkınamaz. Ancak vergilendirme tavandan tabana doğru, kazanca göre ve adil olmak zorundadır.

Son yıllarda küçük işletmelerin üzerinde denetim baskısı artarken, yüksek gelir elde eden kesimlerin yeterince vergilendirilmemesi sistemin adil işlemediğini açıkça göstermektedir. Kayıt dışılıkla mücadele edilmelidir ama bu mücadele sadece küçük işletmelerle değil, büyük kazanç sağlayanlarla da yapılmalıdır.

Bugün teknoloji var, yapay zeka var, veri analizi var. Bu imkanlar, ‘çok kazandığı halde az vergi ödeyen, kayıt dışı çalışan’ kesimler üzerinde etkin biçimde kullanılmalıdır. Vergisini düzenli ödeyen işletmeler cezalandırılmamalı, aksine korunmalıdır. Aksi halde kayıt dışı ekonomi büyür, naylon faturalar artar, sistem daha da çürür.

Eskiden bir slogan vardı:

“Ödediğimiz her vergi yol, su ve elektrik olarak geri döner.”

Bugün ise toplumda şu algı oluşmuş durumda:

“Ödediğimiz her vergi yol su zluk olarak geri dönüyor.

Bu algı tesadüf değil. Bu algının ortadan kaldırılması için devlete büyük sorumluluklar düşmektedir. Vatandaş ödediği verginin nereye harcandığını bilmiyor. Şeffaflık yok, denetim yok. İnsanlar haklı olarak soruyor: “Vergimi ödüyorum ama kimler faydalanıyor?”

Devletin bu soruya net, açık ve denetlenebilir cevaplar vermesi artık bir zorunluluktur.

Önceki dönemlerde batan bankalar olduğunda mevduatı olan vatandaşlara bankanın ödeyeceği miktarı devlet bütçesinden ödüyorlardı.

Yıllardır futbol kulüplerinin milyarlarca liralık vergi borçları 3-5 yılda bir siliniyor. Bu borçlar aslında hepimizin cebinden ödeniyor. Futbolcular milyon dolarlık sözleşmelere imza atarken, vergi ödeme konusunda son derece “yoksul ve Cimri” davranıyor.

Futbola karşı değiliz elbette ama futbolun yarattığı ekonomik faydadan halkın yüzde kaçı gerçekten yararlanıyor? Maalesef yüzde biri bile değil. Ama zararı hepimizin ödediği vergiden karşılanıyor.

Vergisini ödeyen, işletmesini ayakta tutmaya çalışan insanların huzur içinde yaşaması en doğal hakkıdır. Buna karşılık, “kayıt dışı çalışarak kısa sürede lüks içinde yaşayanların varlığı toplumsal adaleti ve huzuru bozar.”

Bu yüzden “Nereden Buldun Yasası”, özellikle kısa sürede açıklanamayacak şekilde zenginleşenlerden başlanarak kararlılıkla uygulanmalıdır.

Sonuç çok net aslında…

Vergi adaleti yoksa toplumsal huzur da yoktur.

Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınan şeffaf, denetlenebilir ve adil bir sistem kurulmadıkça ne ekonomi düzelir ne de vatandaş devlete güven duyar.

Devlet güçlü olmak istiyorsa, önce adil vergilendirme sistemini ve şeffaf denetimi uygulamak zorundadır.

Adilane bir vergi ve denetlenebilir gelirler ile sosyal adalet oluşacak toplumun refahı sağlanacaktır.