Türkiye'de siyaset, her geçen gün asli görevinden biraz daha uzaklaşıyor. Siyasi partiler topluma yön vermesi, halkın sesi olması gereken yapılar olmaktan çıkıp, polemik üreten, ayrıştıran ve değerlerle kavga eden yapılara dönüşüyor.
Oysa siyaset, şahsi hırsların, öfke dilinin ya da toplumla alay etmenin alanı değildir. Toplumun sorunlarını çözmekle yükümlü olanlar, ne yazık ki bugün toplumun kendisiyle uğraşmayı tercih ediyor. Değer üretmesi gerekenler değer yıkıyor, birleştirmesi gerekenler ayrıştırıyor.
Halkın inancını, kültürünü ve yaşam tarzını küçümseyen bir dil, sadece siyasi bir nezaketsizlik değil, aynı zamanda açık bir toplumsal yabancılaşmanın göstergesidir. Toplumu aşağılayan, değerlerini hafife alan hiçbir anlayış bu topraklarda kalıcı olamaz.
Daha da vahimi, bazı parti liderlerinin kendi teşkilatlarına, kendi seçmenine dahi hicap duyulacak ifadelerle hitap edebilmesidir. Bu dil ne cesarettir ne de samimiyettir bu dil, kontrolsüz bir kibir ve sorumsuzluktur.
Siyasetçi ağzından çıkan her cümlenin topluma yansıdığını, sokakta karşılık bulduğunu bilmek zorundadır. Söz, sahibinin aynasıdır. Hakaret eden, alay eden, küçümseyen bir siyasetçi aslında kendi düşünce seviyesini ilan etmektedir.
Aynı şekilde bazı siyasi aktörlerin giyim-kuşam üzerinden toplumun değerleriyle alay eden söylemleri de kabul edilemez bir noktaya ulaşmıştır. İnsanların inancının gereği olan yaşam biçimleri üzerinden tahkir edilmesi, modernlik ya da özgürlük değildir, düpedüz dayatmadır.
Halkın inanç ve değerlerine aykırı bir yaşam biçimi ve cinsi sapkınlıklar dayatılamaz.
Bu ülkenin mayasında hoşgörü vardır, ancak bu hoşgörü değerlerine saldırılmasına sessiz kalmak anlamına gelmez. Anadolu insanı hem sabırlıdır hem de hafızası kuvvetlidir.
Toplumun sözcüsü olma iddiasındaki kişilerin kullandığı bu üslup, onları büyütmez, aksine küçültür. Halktan kopuk, sokağın nabzını tutamayan, toplumun derdiyle dertlenmeyen bir siyaset anlayışı iflasa mahkûmdur.
Sövme, yerme, aşağılamayla siyaset yapılabileceğini zannedenler, aslında siyaset üretemediklerini örtmeye çalışmaktadır. Çünkü çözümü olmayanın dili sertleşir, fikri olmayan saldırganlaşıp hakarete sarılır.
Asli vazifesini unutan siyasi partiler zamanla toplumun gözünde silikleşir. Tabela partisi olmak, birkaç sloganla gündemde kalmaya çalışmak, halkın gerçek sorunlarını unutturmaz.
Anadolu coğrafyasındaki değerler, hassasiyetler ve inançlar yüzyıllardır aynı ölçüde yaşamaktadır. Bu değerleri yok sayan, aşağılayan ya da dönüştürmeye kalkışan hiçbir yapı, bu toplumun temsilcisi olamaz.
Siyasetin işi bellidir, işsizlikle, hayat pahalılığıyla, yolsuzlukla, adaletsizlikle mücadele etmektir. Halk geçim derdindeyken, ahlaki çöküş konuşulurken, kayırmacılık alıp başını gitmişken değerler üzerinden tartışma açmak ancak bir kaçıştır.
Halkın faydasına somut bir siyaset üretemeyenler, er ya da geç halkın vicdanında mahkûm edilir. Çünkü bu millet, kimin derdiyle dertlendiğini, kimin kendi ideolojik saplantılarıyla uğraştığını çok iyi görür. Vatandaş daha refah ve müreffeh bir yaşam beklerken, siyasetin hâlâ toplumun inancıyla kavga ediyor olması ibretliktir.
Tarihten ders alamayan, halkın değerleriyle uğraşmayı marifet sanan bu zihniyetler, neden karşılık bulamadıklarını hâlâ anlamıyorsa sorun halkta değil, kendilerindedir.
Tabelalarında Halk yazanlar, Demokrasi yazanlar, Adalet yazanlar…İyi ve Milli yazanlar halka rağmen kendi ideolojik fikirleri ile hareket etmeye devam ederlerse kaybetmeye mahkum olurlar.
İnançlarla, hassasiyetlerle uğraşmak siyasetin işi değildir.
Siyaset, halka hizmeti, Hakk'a hizmet anlayışıyla yürütenlerin omuzlayabileceği ağır bir sorumluluktur. Hür bir iradeyle halkın dertlerini, sorunlarını dava bilinci ile sahiplenenler siyaset yapabilirler.