İnsanlık tarihinde "değişim" çoğu zaman kısa sürede olurken, "dönüşüm" ise uzun yıllar alırdı. Ancak artık öyle bir çağdayız ki, algılar bir anda yıkılıyor, güçlü sandığımız yapılar gözlerimizin önünde çöküyor. Dün "yenilmez" diye pazarlananlar bugün sorgulanıyor, hatta küçümseniyor. "Hırlayanların mırladığına," aslan diye sunulanların kısa sürede kediye dönüştüğüne hep birlikte şahit olduk.

Köklü İran medeniyetinin duruşuyla gösterdikleri cesurca irade ile köksüz bir ABD'nin korkakça ve alçakça ortaya koyduğu hainliğine şahit olduk.

Yani şöyle bir mizansen yapsak yerinde olur; "iki Ayetullah'ın yaşının toplamı! Amerika'nın kuruluşundan fazladır" diye

Yıllarca algı yaparak korku imparatorluğu kuranlar, tehdit diliyle dünyayı hizaya getirmeye çalışanlar bugün kendi söylemlerinin altında ezilmektedir.

Trump ve Netanyahu gibi zorbaların dünya kamuoyuna servis ettiği o kibirli, üst perdeden açıklamaların içinin ne kadar boş olduğu artık açıkça görülmüştür. Sözle kurulan üstünlük, sahada karşılık bulmadığında geriye sadece gürültü kalır. Ve dünya artık o gürültüyü deli saçması diyerek ciddiye almamaktadır.

Sorulması gereken soru ise;

Bunca savaş, bunca yıkım, bunca kan… Ne kazandırdı? Küçük kız çocuklarının hayatı üzerinden kurulan bu kirli düzen kime ne getirdi?

ABD ve siyonist israil yıllardır askeri ve ekonomik güçlerini bir baskı unsuru olarak kullanırken, aslında kendi meşruiyetlerini tüketmişlerdir. ABD ve işgal rejimi yaptıkları zulümlerle, insanlık nezdinde nefret objesi oldular. Çünkü güç sadece silahla ölçülmez, güç aynı zamanda haklılık ve inançla da ölçülür.

İran İslam Cumhuriyeti örneğinde görüldüğü gibi, ambargolarla boğulmaya çalışılan, yıllarca yalnız bırakılan bir ülkenin direnç göstermesi, ABD ve israile sadece askeri değil psikolojik bir kırılma da yaratmıştır. İnsanların zihnindeki "yenilmez güç" algısı yerle bir olmuştur. Bu kırılma, belki de savaşın en büyük sonucudur.

Bu süreçte bir başka gerçek daha ortaya çıkmıştır. İnanan ile korkan arasındaki fark. "İnanan direnir, korkan teslim olur." Ve tarih boyunca olduğu gibi bugün de direnenler, sadece topraklarını değil, onurlarını da savunmaktadır.

Süper güç olduğu iddia edilenlerin, kriz anlarında nasıl savrulduğu artık gizlenemez hale gelmiştir. Ekonomik üstünlük, teknolojik güç ya da Hollywoodvari medya hakimiyeti… Hiçbiri tek başına yeterli değildir.

Çünkü karşılarında artık korkmayan, boyun eğmeyen bir irade vardır. Bu irade, tüm hesapları bozan en büyük güçtür.

Mezhepsel ayrılıklar üzerinden kışkırtılan toplumların, ortak bir inanç etrafında birleşmesi ise emperyalist hesaplara vurulmuş en büyük darbedir.

İran mezhepsel yaklaşanlara da "Gücünüz olmadan da güçlü görünenlere karşı büyük bir irade direnişi gösterebileceklerini" öğretti ve bu irade yayılarak tüm insanlarda kabul gören bir "işte direniş böyle olur" anlayışını oluşturdu.

Bugün gelinen noktada açıkça görülmektedir ki, savaş sadece cephede kazanılmaz. Savaş, zihinlerde kazanılır ya da kaybedilir. Ve bu savaşta, yıllarca korku salanların artık korktuğu, yıllarca susturulanların ise konuştuğu bir döneme girilmiştir.

Yani hırlayanların mırladığı, "aslan" diye sunulanların aslında ne kadar "vahşi sırtlanlar" olduğu ortaya çıkmıştır. Bu sadece bir askeri ya da siyasi mesele değil, aynı zamanda büyük bir algı çöküşüdür. Ve bu çöküş, yeni bir dünyanın dönüşüm kapısını aralamıştır.

İnanmak direnmeyi getirir. Direnmek ise tarihi değiştirecektir. Öyle ki bu değişim/dönüşüm ABD'nin ve siyonist israilin sonunu getirecektir.