Zimem defteri…
Yani borç defteri…
Ama aslında bundan çok daha fazlasıdır… Kimsenin görmediği, kimsenin bilmediği bir iyiliğin, sessizce bir kalbe dokunuşunun adıdır.
Zimem defteri Osmanlı imparatorluğu döneminden günümüze uzanan bu zarif gelenek, insanlığın en saf hâlini yansıtır. Özellikle ramazan aylarında, bir kapı sessizce çalınır, bir defter açılır ve belki de bir ailenin yükü hafiflerdi. Borcu ödenen kişi, kimin tarafından bu iyiliğin yapıldığını bilmezdi, ama kalbinde bir ferahlık, gözlerinde tarifsiz bir minnet ve eller dua’da olurdu.
Bu gelenek, sadece borçları kapatmak değildir, bir insanın onurunu incitmeden ona dokunabilmenin en güzel yoludur. Kimseyi mahcup etmeden, kimseyi incitmeden yapılan bu yardımlar, aslında kalpten kalbe kurulan görünmez köprülerdir. Belki de bu yüzden zimem defteri, bir defterden çok daha fazlası, bir merhamet dili, bir vicdan çağrısıdır.
Günümüzde bakkal defterleri azaldı, borçlar değişti, hayat hızlandı. Kredi kartları, faturalar, kiralar…
Ama değişmeyen bir şey var…! İhtiyaç sahibi insanların sessiz bekleyişi. Ve o bekleyişin içinde hâlâ bir umut, hâlâ bir kapının çalınacağına dair inanç saklı.
İşte günümüzde tam da bu noktada vakıflar, dernekler ve yardım kuruluşları devreye giriyor. Görünmeyen ellerin temsilcisi gibi, ihtiyaç sahiplerini buluyor, dinliyor ve onların yükünü hafifletmeye çalışıyorlar. Bir annenin mahcup bakışını, bir çocuğun eksik kalan ihtiyacını fark ediyor, kimsenin duymadığı sessiz çığlıklara cevap oluyorlar.
Onlar sadece yardım dağıtmıyorlar, bir sofraya huzur, bir eve umut, bir kalbe güven taşıyorlar. Kapı kapı dolaşıp, sorup araştırarak gerçekten ihtiyaç sahibi olanlara ulaşıyor, yapılan iyiliğin yerini bulmasına vesile oluyorlar. Böylece geçmişin o ince ruhu, bugünün dünyasında yeniden hayat buluyor.
Bugün zimem defteri belki eskisi gibi bir bakkalın çekmecesinde veya kasasında durmuyor ama bir yetimin duasında, bir annenin gözyaşında, bir hayır sahibinin gizli niyetinde yaşamaya devam ediyor. Şekli değişse de özü aynı kalıyor.
İyilik, sessiz olunca daha derin, görünmez olunca daha kıymetli oluyor.
Bu anlamda Yetimler Vakfı ve Umut Kervanı gibi kuruluşlar, bu kadim geleneğin günümüzdeki temsilcileri olarak önemli bir görev üstleniyor. Onlar, hayır sahipleri ile ihtiyaç sahipleri arasında sadece bir köprü değil, aynı zamanda bir güven, bir umut bağı kuruyor.
Hayır sahiplerinin Yetimler Vakfı ve Umut Kervanı aracılığıyla ihtiyaç sahiplerine yardım etmesi sürekli desteklenmelidir.
Hiçbir karşılık beklemeden, sadece ilahi rızayı gözeterek yapılan her iyilik, aslında insanın kendi kalbine yaptığı bir yolculuktur. Eğer yaptığımız yardımın gerçekten bir yaraya merhem olmasını istiyorsak, bu iyilik zincirinin bir halkası olmalı, bildiğimiz, güvendiğimiz yollarla ihtiyaç sahiplerine ulaşmalıyız.
Çünkü bazı iyilikler vardır ki, adı bilinmez ama etkisi ömür boyu hatta ömürden sonrada hayırlı bir amel olarak devam eder.
“Mutlu olmanın bir yolu da sessiz iyiliktir ve iyilik yapana terapi ve şifadır.”
“Sağ elin verdiğini sol el görmesin”
Yardımın edebini izah ediyor…
Basir ve Rakib ismi Azam’ın görmesi ve bilmesi yeterli…
işte tam da böyle bir iyilik olmalı…
Hayırlı bayramlar…