Geçtiğimiz ay “Reyting uğruna inançlarla uğraşmayı bırakın” başlıklı yazımızda açıkça uyarmıştık: Televizyon ekranlarında reyting uğruna toplumun inançlarına dokunan, değerleri istismar eden anlayışın karşılıksız kalmayacağını ifade etmiştik.

Yazımızın yansıması olarak;

Malum film “FİNAL” kararı alarak televizyon ekranlarını terk etmiştir.

Basın diliyle söylersek; “Yayınımız ses getirdi"

Malum dizinin finalini, halkımız getirdi. Bu millet, kendisine saygı duymayanı izlemeyerek cevabını en net şekilde vermiştir.

Dizi finale erdi ama ortada cevap bekleyen sorular var:

Müslüman bir ülkede, Müslüman bir aileye domuz eti ikram edilmesini normalleştirmeye çalışmak neyin nesidir? Bu sahnenin açıklaması hangi iyi niyetle yapılabilir Senaristlerin başka hiçbir derdi yok mudur? Toplumun sinir uçlarıyla oynamak dışında anlatacak hikâyeniz mi kalmadı?

Daha da çarpıcı olan ise, ‘gayrimüslim ülkelerde dahi Müslümanların inançlarına bu denli açık bir saygısızlık yapılmazken,’ bu topraklarda böyle bir sahnenin bilinçli şekilde kurgulanması düpedüz bir meydan okumadır. Bu, cehaletle açıklanamaz olsa olsa tercih meselesidir.

Geçmişte ve günümüzde Türkiye’de bazı yapımların bilinçli şekilde dini semboller, inanç hassasiyetleri ve yaşam tarzları üzerinden tartışma üretmeye çalıştığını görüyoruz. Bu artık masum bir “sanat” çabası değil, doğrudan provokasyon kokan bir tercihtir.

Hükümete yakın bir kanalda toplumun en temel yapı taşını hedef alan bu tür sahnelerin servis edilmesi, basit bir hata olarak geçiştirilemez.

Açık konuşalım, hiç kimsenin, hiçbir kurumun toplumun değerleriyle kavgalı bir yayın politikasını dayatma hakkı yoktur. Bu milletin inancı, kimsenin senaryo malzemesi değildir. Hele ki bunu “sanat” adı altında pazarlamaya kalkmak, akılla alay etmektir. Sanat aşağılamak, tahrik etmek ve değerleri çarpıtmak değildir.

Oysa bu toprakların hafızası ortadadır. Diyarbakır gibi kadim şehirlerde yüzyıllarca farklı inançlar bir arada yaşamış, herkes birbirinin kutsalına saygı göstermiştir. Bu coğrafyada hoşgörü, karşılıklı hürmet ve birlikte yaşama kültürü vardır. Bugün yapılan ise bu mirası hiçe saymak, toplumu ayrıştıracak fitili ateşlemeye çalışmaktır.

Söz konusu sahne, açıkça kışkırtıcı, ayrıştırıcı ve toplumun bir kesimini diğerine karşı provoke etmeye yönelik bir tercihtir. Bunun adına sanat denemez. Bu, toplumsal barışı zedeleyen bilinçli bir manipülasyondur. Bu tür içeriklerin “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” noktasına vardığını söylemek abartı değildir.

Ancak unutulan bir gerçek var ki, bu millet senaristlerin sandığı gibi edilgen değil etkendir. Tepkisini en güçlü şekilde verir. Nitekim vermiştir. İzlemeyerek, desteklemeyerek en ağır cezayı kesmiştir.

Sonuç ortada: Final...!

Buradan açık bir uyarı yapmak gerekiyor: “Ben istediğim gibi senaryo yazar, istediğim gibi çekerim” devri bitmiştir. Toplumun değerlerini yok sayanlar, o toplumdan karşılık bulamaz. Reyting uğruna inançlarla oynayanlar, yine reytingle yok olur.

Bu halk, inancını küçümseyeni affetmez. Hafife alanı izletmez. Aşağılayanları ise ekranlardan siler.

Bu ülkede en güçlü senarist halktır. Ve bu milletin yazdığı senaryoda inanca saygısızlığa asla yer yoktur.

Tepkisini ortaya koyan tüm AMEDHABER okuyucularına ve filmi izlemeyerek senarist ve yapımcıları cezalandıran herkese tekrar teşekkür ediyorum.