Asrımızın bariz psikolojik problemlerinden biri de kişinin kendisini sürekli yetersiz ve başarısız hissetmesidir. Psikoloji literatüründe Christina Maslach tarafından tükenmişlik sendromunun üçüncü boyutu olarak ele alınan "düşük kişisel başarı hissi ", bireyin yaptığı işlerin anlamını yitirmesi, kendisini yetersiz görmesi ve zamanla üretme azmini kaybetmesi şeklinde tanımlanmaktadır. İnsan, ne kadar çalışırsa çalışsın yeterince başarılı olmadığını düşünmekte; ulaştığı her hedef, kısa süre sonra yeni bir yetersizlik hissine dönüşebilmektedir. Böylece modern insan, başarının izini sürerken başarısızlık duygusunun esiri hâline gelmektedir.

Bunun temel sebebi ise günümüz insanının başarıyı yalnızca sonuç üzerinden okumasıdır. Kişiye; makamı, variyeti, görünürlüğü, kariyeri ve toplumdaki itibarı kadar kıymet atfedilmekte; çabası, niyeti ve fedakârlığı ise çoğu zaman dikkate alınmamaktadır. Bu sebeple neticelerin dünyasında iyi niyete yer yoktur. William Shakespeare, modern dünyayı: "Artık iyi olanların değil, iyi oynayanların dünyası burası." şeklinde tarif etmektedir. Oysa İslam'ın ortaya koyduğu insan modeli, başarıyı modern dünyanın sinematografik başarı kurguları üzerinden değil; sa'y, ihlas ve istikamet üzerinden inşa etmektedir.

Kur'an-ı Kerim bu hakikati şu ayetle ortaya koymaktadır:

﴿وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَىٰ﴾ (Necm, 39)

"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır."

Ayet dikkatlice analiz edildiğinde, insanın neticeden değil, cehd ve gayretten sorumlu tutulduğu görülecektir. Kulun vazifesi çabalamak, mücadele etmek ve üzerine düşeni hakkıyla yerine getirmektir. Netice ise Allah'ın takdirindedir. Bu yönüyle İslam, insanı sonucu kontrol etmeye çalışan bir varlık olarak değil; sorumluluğunu yerine getiren bir kul olarak yetiştirir. Dolayısıyla mümin, "Başardım mı? " sorusundan önce, "Rabbimin benden istediği gayreti gösterebildim mi? " sorusunu kendisine yöneltir.

Nitekim Resûlullah ﷺ de amellerin kıymetini neticelerle değil, niyetlerle izah etmiştir:

«إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ»

"Ameller ancak niyetlere göredir. " (Buhârî, Müslim)

Bu hadis, insanın başarı anlayışına kökten bir darbe indirmektedir. Çünkü Allah katında değerli olan, ulaşılan sonuçlar değil; ihlasla yoğrulan gayret ve samimiyettir.

İslam'ın başarı tasavvurunun mefkûresinde, gayretle birlikte zaman bilinci de yer almaktadır. Bugün düşük kişisel başarı hissinin en önemli saiklerinden biri, insanın hayatını plansız ve dağınık bir şekilde hunharca tüketmesidir. Oysa Kur'an-ı Kerim'de zamana dikkat çekilmiş; Asr, Fecr, Leyl ve Duhâ gibi surelerde zamanın farklı dilimlerine kasem edilerek ömrün ve ânın vaciplerini yerine getirmek için verilen her nefesin ehemmiyetine dikkat çekilmiştir.

﴿وَالْعَصْرِ﴾

"Asra yemin olsun." (Asr, 1)

Bu ilahî kasem, zamanın yalnızca kronolojik bir süreç değil; aynı zamanda insanın ebedî hayatını şekillendiren en kıymetli emanet olduğunu göstermektedir.

Resûlullah ﷺ de bu hakikati şöyle ifade buyurmuştur:

«نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: الصِّحَّةُ وَالْفَرَاغُ»

"İnsanların çoğunun kıymetini bilmediği iki nimet vardır: Sağlık ve boş vakit. " (Buhârî)

Kur'an'ın, neticeyi değil; niyeti, gayreti ve sebatı esas aldığını gösteren müşahhas örneklerden biri Hz. Nuh'un (a.s.) mücadelesidir. Hz. Nuh (a.s.), dokuz yüz elli yıl kavmini hakikate davet etmiş; buna rağmen çok az insan iman etmiştir. Modern başarı kriterleriyle bakıldığında bu durum bir başarısızlık olarak görülebilir. Oysa Allah Teâlâ onu Ulü'l-Azm peygamberler arasına dâhil etmiş ve kulluğunu başarıyla tamamlayanlardan saymıştır. Demek ki başarı, kalabalıklar oluşturmak değil; iyi niyetle cehd edip sebat edebilmektir.

Bugün ise modern insan, çoğu zaman sahip olduklarını değil; sahip olamadıklarını düşünmektedir. Sürekli başkalarının hayatlarını temaşa eden, kendi ömrünü başkalarının başarılarıyla mukayese eden bir zihin, zamanla kendisini değersiz hissetmeye başlamaktadır. Oysa İslam, insanı başkalarıyla değil; dünkü hâliyle yarışmaya davet eder. Mümin için gerçek başarısızlık, hedefe ulaşamamak değil; gayreti terk etmek, vazifesini ihmal etmek ve zamanını heba etmektir.