"Bir çiçekle bahar olmaz ama her bahar bir çiçekle başlar." Merhum Necmettin Erbakan'ın bu sözü, sadece tabiatın döngüsünü değil, insanlık tarihinin ve toplumların kaderini de özetleyen derin bir hakikati barındırır. Zira varlık âleminde hiçbir kış ebedî olmadığı gibi, hiçbir zorluk da sonsuza kadar sürmez. Her karanlık gecenin ardından bir sabahın doğması nasıl kaçınılmazsa, her çetin imtihanın ardından da bir ferahlık ve diriliş beliriverir. Kâinat, bu hakikati bizlere her yıl tekrar tekrar hatırlatır.

Kış, daha çok münbit toprakları etkiler. Kurak ve taşlık araziler, zaten verimsiz oldukları için kışın şiddetinden görece daha az zarar görür. Bereketli topraklar ise kışın sertliğini daha derinden hisseder; fakat bahar geldiğinde yeniden canlanır. Ölen her şey, Rabbül Âlemin'in takdiriyle yeniden hayat bulur. İşte bu döngü, toplumların ve medeniyetlerin kaderini tayin eden sünnetullaha işaret eder.

Bu hakikati Kur'an-ı Kerim apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır: "İşte o günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz." (Âl-i İmrân, 140)

Bu ayet, bizlere zaferin de mağlubiyetin de kalıcı olmadığını; günlerin, şartların ve güç dengelerinin sürekli değiştiğini hatırlatır. Bugün zor durumda olanlar yarın izzet bulabilir; bugün güçlü olanlar ise yarın zayıflayabilir.

İslam coğrafyası tarih boyunca nice çetin kışlardan ve badirelerden geçmiştir. Siyasi, ekonomik ve kültürel ızdıraplar, bu coğrafyanın çok yönlü yaralar almasına sebep olmuştur. Ancak bu durum, onun münbit bir coğrafya olduğunu bir kez daha göstermiştir. Zira kargalar ve domuz sürüleri ancak meyve veren arazilere dadanırlar.

Bugün küresel şer ittifakları ve yerel müsteşriklerin sebep olduğu hadiseler, İslam dünyasının yeniden bir diriliş sürecine girdiğini göstermektedir. Doğudan batıya, kuzeyden güneye; hatta küfrün tüm rafine ideolojileri yekpâre bir şekilde İslam coğrafyasına ve Müslüman halklara karşı ortak bir savunma gardı almış durumdadır.

Hâlen sırtını yerden kaldırmayan bu pehlivandan duyulan korkunun neticesinde, vahşi kurtlar gibi bu coğrafyaya günbegün saldırı ve taarruz girişimlerinde bulunmaktadırlar. Son dönemlerde İslam coğrafyasına yönelik saldırılar, baskılar ve zulümler artmış olsa da buna karşı verilen direniş ve gösterilen mukavemet de aynı ölçüde güçlenmiştir.

Bu durum, aslında bir uyanışın habercisidir. Tarih boyunca her baskı, beraberinde bir bilinçlenmeyi ve toparlanmayı getirmiştir. Küffar istemese de Allah nurunu elbette tamamlayacaktır.

Yine Rabbimiz Kur'an'da şöyle ferman buyurmuştur: "Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah, 5-6)

Bu ayet, her sıkıntının içinde bir çıkış yolunun, her karanlığın içinde bir aydınlığın saklı olduğunu müjdeler. Metin ve dirayetli müminler, içinde bulundukları zor şartların bir imtihan olduğunu bildiklerinden, sabrın en ulvi boyutlarıyla tüm şartlarda Rablerine tevekkül ederler. Ve şunu bilirler: "Her kışın bir baharı, her gecenin bir nehârı (sabahı) vardır."

Bugün İslam coğrafyasında yaşananlar da bu ilahi vaadin bir tecellisidir. Zorluklar, sancılar ve mücadeleler, yaklaşan bir baharın habercisidir. Müslümanların her alanda gösterdiği direniş, sadece bir savunma refleksi değil, aynı zamanda yeni bir inşa ve bilinçlenme sürecinin bidayetidir.

Bu vetire, yalnızca İslam dünyası için değil, tüm insanlık için bir umut kaynağı olma potansiyeli taşımaktadır. Çünkü adalet, merhamet ve hakikat arayışı, coğrafya ve kimlik üstü değerlerdir. İnsanoğlunun bu anlam arayışı, dün olduğu gibi bugün de süregelmiştir. İslam'ın yeniden güç kazanması, bu değerlerin insanlık sahnesinde yeniden yer bulması anlamına gelecektir.

Önemli olan, kışın ortasında baharı hatırlayabilmek; gecenin en karanlık anında bile sabahın geleceğine iman edebilmektir. Zira umut, dirilişin anahtarıdır. Ve bahar, her daim inananların yüreğinde başlar.

Bu bahar, İslam'ın Altın Çağı'nın; tüm baskı ve istibdada rağmen modern yüzyılın hile ve desiselerini bir bir bertaraf ettiği, insanlığa, manaya, hikmete ve medeniyete dair iddiasını yeniden dirilttiği bir uyanıştır.