Ramazan ayını bir kez daha geride bıraktık. Bir ay boyunca oruç tuttuk; sabrın, paylaşmanın ve arınmanın ne demek olduğunu yeniden hatırladık. İftar sofralarında buluştuk, kimi zaman misafir olduk, kimi zaman misafir ağırladık. Teravihlerde omuz omuza durduk, mukabelelerle kalbimizi Kur’an’la buluşturduk. Açlık ve susuzlukla yalnızca bedenimizi değil, dilimizi ve kalbimizi de kötülüklerden korumaya gayret ettik. Ramazan, sadece bir ibadet ayı değil; aynı zamanda bir eğitim süreciydi. Nefsimizi terbiye ettiğimiz, sabrı kuşandığımız, şükrü öğrendiğimiz bir mektepti.
Şimdi ise bu mübarek yolculuğun ardından bayrama ulaştık. Bayram, Ramazan’ı hakkıyla değerlendiren müminler için ilahi bir ikram, manevi bir ödüldür. Bir ay boyunca Allah rızası için kendini pek çok nimetten alıkoyan insan, aslında çok daha büyük nimetlere kapı aralar. Bu dünyada bayram sevinciyle mükâfatlandırılan mümin, ahirette ise hayal bile edemeyeceği güzelliklerle karşılaşacaktır. İşte bu yüzden bayram, sadece bir gelenek değil; derin bir anlam taşıyan, ruhu besleyen bir sevinçtir.
Ancak bayramın gerçek anlamını yaşayabilmek bizim elimizdedir. Bayramı sıradan bir tatil günü gibi görmek, onu ruhundan uzaklaştırmak demektir. Oysa bayram; paylaşmak, hatırlamak ve hatırlanmak demektir. Aile büyüklerinin ellerini öpmek, akrabalarla gönül köprüleri kurmak, dostlukları tazelemek demektir. Uzaktakileri aramak, kırgınlıkları geride bırakmak, gönülleri onarmaktır. Bayramın bereketi, ancak bu şekilde çoğalır.
Bugünlerde sıkça dile getirilen “Ah, nerede o eski bayramlar” sözünün altında aslında bir özlem yatıyor. O eski bayramları özel kılan ne zamanın kendisi ne de şartlardı; insanın samimiyeti, içtenliği ve paylaşma isteğiydi. Kapıların sonuna kadar açık olduğu, çocukların neşeyle sokakları doldurduğu, komşuların birbirine ikramlarda bulunduğu bayramlar… Bunları yeniden yaşatmak mümkün. Bunun için sadece biraz gayret, biraz da niyet gerekiyor. Bayramı bayram yapan bizleriz; onu anlamlı kılan da bizim davranışlarımızdır.
Özellikle çocukların bayram heyecanını diri tutmak büyük bir sorumluluktur. Sabah kapıyı çalıp şeker isteyen miniklere güler yüzle kapıyı açmak, onların hafızasında unutulmaz anılar bırakır. Çünkü bayram, en çok çocukların yüzünde güzeldir. Aynı şekilde kabir ziyaretleriyle geçmişimizi hatırlamak, bizi biz yapan değerlere sahip çıkmak da bayramın önemli bir parçasıdır. Hayatın geçiciliğini idrak etmek, bugünün kıymetini daha iyi anlamamıza vesile olur.
Öte yandan, bayramın anlamını gölgeleyen bazı alışkanlıklara da dikkat etmek gerekir. Tüketim odaklı bir anlayışla bayramı sadece alışveriş ve eğlenceye indirgemek, onun ruhunu zedelemektedir. Oysa bayram, gösterişten uzak, samimi ve sade bir sevinçtir. İnsanı insana yaklaştıran, kalpleri birleştiren bir fırsattır. Bu fırsatı doğru değerlendirmek hem bireysel hem de toplumsal anlamda bizi güçlendirecektir.
Birlik ve beraberlik içinde olmak, kardeşlik bilincini diri tutmak ve üzerimize düşen görevleri yerine getirmek, her türlü zorlukların aşılmasında önemli adımdır. Bayram, sadece bireysel bir sevinç değil; aynı zamanda ümmet bilincinin yeniden hatırlandığı bir zaman dilimidir.
Bayramı gerçek anlamıyla yaşayabilmek için onun ruhuna uygun hareket etmeliyiz. Sevinci paylaşmalı, gönülleri kazanmalı ve bu mübarek günlerin kıymetini bilmeliyiz. Bayramı sıradanlaştırmadan, anlamını koruyarak ve yaşatarak geleceğe taşımalıyız. Çünkü bayram, sadece gelip geçen bir gün değil; kalplerde iz bırakan, hatıralarda yaşayan bir değerdir.
Bu vesileyle, tüm müminlerin bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Bayramın; huzura, kardeşliğe ve berekete vesile olmasını temenni ediyorum. Hayırlı bayramlar.